|
ALLAH BARIŞ YURDUNA ÇAĞIRIR VE KİMİ DİLERSE DOSDOĞRU YOLA
YÖNELTİP-İLETİR.
(YUNUS SURESİ, 25)
| Kitabın Büyütülmüş Kapağı |
|
|
|
BARIŞ VE GÜVENLİĞİN KAYNAĞI: İSLAM AHLAKI
... Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için
ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.
(Bakara Suresi, 60)
Bir din adına ortaya çıktığını ileri süren insanların bir kısmı,
o dini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor olabilirler. O nedenle
bu insanlara bakarak o din hakkında fikir edinmek yanlış olur. Bir
dini tanımanın en doğru yolu, o dinin kutsal kaynağını incelemektir.
|
Teröristlerin hedeflediği
dünyada şiddet, savaş, çatışma, kaos, korku, endişe, tedirginlik,
sıkıntı, üzüntü ve kavga vardır.
|
İslam'ın kutsal kaynağı Kuran'dır. Kuran ahlakı, sevgi, şefkat,
merhamet, tevazu, fedakarlık, hoşgörü ve barış kavramlarına dayanmaktadır.
Bu ahlakı gerçek anlamda yaşayan bir Müslüman, son derece kibar,
ince düşünceli, alçakgönüllü, adaletli, güvenilir ve uyumlu bir
insan olur. Etrafına sevgi, saygı, huzur ve yaşama sevinci verir.
İSLAM BARIŞ DİNİDİR
Terörün en genel anlamı, askeri olmayan hedeflere karşı siyasi
amaçlı şiddet kullanımıdır. Bir diğer ifadeyle terörün hedefleri
tamamen suçsuz olan sivil insanlardır. Tek suçları, teröristin gözünde
"öteki taraf" olmaktır. Bu nedenle de terör, suçsuz insanlara karşı
şiddet uygulanması anlamına gelir ve bunun hiçbir ahlaki mazereti
yoktur. Bu, Hitler'in veya Stalin'in cinayetleri gibi, "insanlığa
karşı işlenmiş suç"tur.
Kuran Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği bir kitaptır
ve Allah Kuran'da insanlara güzel ahlakı emretmektedir. Bu ahlakın
temelinde ise, sevgi, şefkat, hoşgörü, adalet ve merhamet gibi kavramlar
yer alır. İslam kelimesi, Arapça'da "barış" kelimesiyle aynı anlama
gelir. İslam, Allah'ın sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde
tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı insanlara sunmak için
indirilmiş bir dindir. Kuran ayetlerinde insanlar, yeryüzünde merhametin,
şefkatin, hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam
ahlakına çağırılmaktadır. Bakara Suresi'nin 208. ayetinde şöyle
buyurulmaktadır:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe
(Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü
o, size apaçık bir düşmandır.
Ayette görüldüğü gibi Allah, insanların "güvenliği"nin Kuran ahlakının
yaşanmasıyla sağlanabileceğini bildirmektedir.
İslam ahlakının yaşandığı bir toplumda
ise barış, hoşgörü, uzlaşma, affedicilik, sevgi, şefkat, yardımlaşma,
fedakarlık ve neşe hakimdir.
|
Kuran ahlakına göre bir Müslüman, Müslüman olsun veya olmasın tüm
diğer insanlara karşı iyi ve adaletli davranmakla, zayıfları ve
masumları korumakla ve "yeryüzünde bozgunculuğu önlemekle" sorumludur.
Bozgunculuk, yeryüzünde insanların güvenlik, barış ve huzurunu ortadan
kaldıran her türlü anarşi ve terör halidir. Bir ayette buyurulduğu
gibi, "Allah, bozgunculuğu sevmez". (Bakara Suresi, 205)
Bir insanın suçsuz yere öldürülmesi ise, en büyük bozgunculuk örneklerinden
biridir. Allah, Kuran'da bu durumu şu şekilde açıklamaktadır:
... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları
öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse,
bütün insanları diriltmiş gibi olur... (Maide Suresi, 32)
Görüldüğü gibi tek bir insanı bile, "bir başka nefse ya da yeryüzündeki
bir fesada karşılık olmaksızın", öldüren bir kişi, tüm insanları
öldürmüş kadar büyük bir suç işlemektedir. Bu durumda, teröristlerin
işledikleri cinayet, katliam ve gündemdeki tabiriyle "intihar saldırıları"nın
ne kadar büyük bir suç olduğu açıktır. Allah terörizmin bu zalim
yüzünün ahiretteki karşılığını şöyle bildirir:
Allah bir insanı haksız yere öldüren
kişinin, "sanki tüm insanları öldürmüş" gibi olacağını Maide
Suresi'nin 32. ayetinde bildirmiştir. Acımasızca tek bir insanı
dahi katletmek, Kuran ahlakı ile taban tabana zıttır.
|
Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız
yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. İşte bunlara
acıklı bir azab vardır. (Şura Suresi, 42)
Tüm bunlar göstermektedir ki, masum insanlara karşı terör eylemi
düzenlemek, İslam'a tamamen aykırı bir eylemdir ve hiçbir Müslüman
böyle bir suç işleyemez. Aksine, Müslümanlar bu suçları işleyen
insanları durdurmakla, "yeryüzündeki bozgunculuğu" ortadan kaldırmak
ve tüm insanlara huzur ve güven getirmekle sorumludurlar. Müslümanlık
terörle birlikte düşünülemez, aksine terörün engelleyicisi ve çözümüdür.
ALLAH BOZGUNCULUĞU LANETLEMİŞTİR
Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını emretmiş; zulmü,
zorbalığı, öldürmeyi, kan dökmeyi yasaklamıştır. Allah'ın bu emrine
uymayanlar, ayette geçen ifadeyle "şeytanın adımlarını izleyenler"
olarak nitelendirilmiş ve açıkça Allah'ın haram kıldığı bir tutum
içerisine girmişlerdir. Kuran'da bu konudaki birçok ayetten bazıları
şöyledir:
Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak
onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği
şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte
onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.
(Rad Suresi, 25)
... Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için
ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.
(Bakara Suresi, 60)
Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde
bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak
dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.
(A'raf Suresi, 56)
Bozgunculukla, masum insanları öldürmekle, isyanla ve zulümle yeryüzünde
başarılı olabileceklerini zanneden insanlar çok büyük bir yanılgı
içindedirler. Çünkü Allah terör ve şiddet anlamlarını da kapsayan
her türlü bozgunculuk hareketini yasaklamış, bu tür bir eylem içinde
olanları lanetlemiş ve bir ayetinde de "Şüphesiz
Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." (Yunus Suresi,
81) şeklinde buyurmuştur.
Ancak çağımızda dünyanın dört bir köşesinde terör, soykırım ve
katliamlar yaşanmakta, masum insanlar hunharca öldürülmekte, suni
sebeplerle birbirlerine düşman hale getirilen topluluklar ülkeleri
kana bulamaktadır. Birbirlerinden çok farklı tarihlere, kültürlere
ve toplumsal yapılara sahip olan ülkelerde meydana gelen bu olayların,
her ülkede kendine özgü bazı nedenleri ve kaynakları olabilir. Ancak
asıl nedenin dinin getirdiği sevgi, saygı ve hoşgörüye dayalı güzel
ahlaktan uzaklaşmak olduğu açıktır. Dinsizliğin bir sonucu olarak,
Allah korkusuna sahip olmayan ve ahirette hesap vereceklerine inanmayan,
bu nedenle de "nasılsa kimseye hesap vermeyeceğim" diye düşünen,
her türlü insafsızlığı, ahlaksızlığı ve vicdansızlığı kolaylıkla
yapabilen kitleler oluşmaktadır.

Bugüne kadar belki
de yüz binlerce insanın hayatına mal olan terör eylemlerinin
görünürde birçok sebebi olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki
asıl sebep, bu eylemleri gerçekleştiren insanların dinin getirdiği
güzel ahlaktan uzak olmaları ve Allah'tan gereği gibi korkmamalarıdır.
|
Allah ve din adına ortaya çıkan, ama Allah'ın lanetlediği suçları
işlemek için örgütlenen iki yüzlü insanların varlığına, Kuran'da
da işaret edilmişitir. Bir ayette, "Allah adına and içerek" peygamberi
öldürmek için plan yapan "dokuzlu bir çete"den şöyle söz edilir:
Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun
çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında
Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine
bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz
şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim.
"Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de (onların hilesine karşı) onların
farkında olmadığı bir düzen kurduk. (Neml Suresi, 48-50)
Bu ayette bildirilen olayın da bize gösterdiği gibi, bazı insanların
"Allah adına" ortaya çıkmaları, hatta "Allah adına and içmeleri",
yani çok "dindar" gibi gözükebilecek kelimeler kullanmaları, o insanların
dine uygun bir iş yaptıklarını göstermez. Aksine, tamamen Allah'ın
rızasına ve din ahlakına aykırı bir iş de yapıyor olabilirler. Bu
konuda ölçü, yaptıkları işin ne olduğudur. Eğer yaptıkları iş, ayette
bildirildiği gibi "yeryüzünde bozgun çıkarmak ve dirlik-düzenlik
bırakmamak" ise, biliniz ki o kişiler gerçek dindar olamaz ve amaçları
da dine hizmet etmek değildir.
Allah korkusu olan ve gerçek İslam ahlakını kavramış bir insanın
şiddetten, bozgunculuktan yana çıkması ve bu tip eylemlerin içinde
bulunması kesinlikle mümkün değildir. Bu nedenle de terörün çözümü
gerçek İslam'dır. Kuran'da bildirilen güzel ahlak anlatıldığında,
insanlar düşmanlığı, savaşı ve kaos ortamlarını kendilerine hedef
edinen gruplardan yana çıkmayacak, onlarla birlik olmayacaklardır.
Çünkü Allah Kuran'da insanları bozgunculuktan men etmiştir:
"O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti
mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye
çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah'tan kork"
denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine
cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi, 205-206)
Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi, Allah'tan korkan bir insanın
devletine, milletine, insanlığa en küçük zarar dokunduracak bir
harekete dahi göz yumması söz konusu değildir. Allah'a ve ahiret
gününe inanmayan bir insan ise kimseye hesap vermeyeceğini zannederek
her türlü kötülüğü kolaylıkla yapabilir.
İşte günümüzde de devam eden bu büyük terör belasından kurtulmak
için öncelikle yapılması gereken, dinsizliğin ve din adına ortaya
atılan çarpık anlayışların eğitim yoluyla ortadan kaldırılması ve
insanlara Allah korkusunun ve gerçek Kuran ahlakının öğretilmesidir.
|
İMAN EDENLERİN ÜZERİNE
DÜŞEN SORUMLULUK
Dünya üzerinde olup bitenler kendilerine dokunmadığı
sürece rahatsız olmayan kişiler, dinin insanlara kazandırdığı
fedakarlık, kardeşlik, dostluk, dürüstlük ve hizmet anlayışından
yoksun kimselerdir. Hayatları boyunca sadece imkanlarını tüketerek,
insanlığın karşı karşıya olduğu tehlikelerden habersiz bir
şekilde kendi nefislerini tatmine çalışırlar. Oysa Allah Kuran'da
etrafına daima hayır getiren, çevresindeki olaylara karşı
ilgili olan, insanları doğru yola çağıran bir ahlakı makbul
olarak göstermiştir. Bir ayette çevresine hiçbir faydası dokunmayan
kişiler ile, daima hayır üzerinde hareket eden insanlar arasındaki
fark şöyle bir kıyasla açıklanmıştır:
"Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan
birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin
üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez;
şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla
eşit olabilir mi?" (Nahl Suresi, 76)
Ayette de belirtildiği gibi "dosdoğru yol üzerinde
bulunan", dinine bağlı, Allah'tan korkup sakınan, manevi değerlere
önem veren, vatanına milletine ve insanlığa hizmet şevki içinde
olan bir kişinin, bulunduğu topluma büyük yararlar getireceği
kesindir. Bu yüzden insanların gerçek dini öğrenmeleri ve
Kuran'ın gösterdiği güzel ahlakı yaşamaları son derece önemlidir.
Bu üstün ahlakı yaşayan insanları Allah bir ayetinde şöyle
tanımlamıştır:
"Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir,
iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı
verirler, ma'rufu (güzel olanı) emrederler, münkerden (çirkinden)
sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir." (Hac Suresi,
41)
|
ALLAH İYİLİKTE BULUNMAYI EMRETMİŞTİR
Müslüman Allah'ın emirlerine uyan, Kuran ahlakını titizlikle uygulamaya
çalışan, dünyayı güzelleştiren, imar eden, barışı ve huzuru hakim
kılan insandır. Amacı insanlara güzellikte, iyilikte ve hayırda
bulunmaktır. Kasas Suresi'nde şu şekilde bildirilir:
"... Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda
bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk
yapanları sevmez." (Kasas Suresi, 77)
Sivil halkı ve özellikle de çocukları
hiç tereddüt etmeden hedef alanlar şunu düşünmelidirler: Bu
çocukların suçu nedir? Bu masum insanlara zulmetmek, Allah
katında hesabı verilemeyecek bir davranış olabilir.
|
İslam dinine giren bir insanın amacı Allah'ın rızasını, rahmetini
ve cennetini kazanmaktır. Bunun için de çok ciddi bir çaba içinde
olması, Allah'ın razı olacağı ahlakı dünya hayatındayken kazanması
gerekmektedir. Bu ahlakın en belirgin özellikleri ise merhamet,
şefkat, adalet, dürüstlük, affedicilik, tevazu, hoşgörü, fedakarlık
ve sabırdır. Mümin, insanlara güzellikle davranacak, hayırlarda
yarışacak, iyilikte ve fedakarlıkta bulunacaktır. Allah ayetlerde
şu şekilde buyurmaktadır:
Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini
hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o
saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla
davran. (Hicr Suresi, 85)
... Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere,
yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda
kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davranın.
Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi,
36)
... İyilik ve takva konusunda yardımlaşın,
günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup-sakının.
Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
(Maide Suresi, 2)
İslam ahlakının insanlara kazandırdığı
en önemli özellikler sevgi, merhamet, yardımlaşma, fedakarlık,
hoşgörü ve affediciliktir. Bu ahlakın gerçek anlamda yaşandığı
bir toplumda terörün, şiddetin ve çatışmanın zemin bulması
mümkün değildir.
|
Ayetlerde de belirtildiği gibi Allah iman edenlerden insanlara
güzellikle davranmalarını, iyilik konusunda birbirleriyle yardımlaşmalarını,
bozgunculuktan uzak durmalarını istemektedir. İyilikte bulunanları
"... Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır..."
ayetiyle müjdelemekte, kötülükte bulunanları ise "... kim bir kötülükle
gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa
uğratılmazlar." (Enam Suresi, 160) şeklinde uyarmaktadır.
Allah kitabında insanlara kendini, "sinelerin özünde olanı bilen"
olarak tanıtmış ve "her türlü kötülükten sakınmaları" gerektiğini
bildirmiştir. Bu durumda "Allah'a teslim olan" anlamına gelen "Müslüman"
sıfatını taşıyan bir insanın terörü ortadan kaldırmak için mücadele
eden bir insan olacağı aşikardır.
Müslüman, çevresinde yaşananlara tepkisiz kalmaz ve asla "bana
dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığında düşünmez. Çünkü O, Allah'a
teslim olmuştur, O'nun yolundadır ve iyiliğin temsilcisidir. O halde
uygulanan zulme ve teröre karşı duyarsız kalamaz. Hiçbir suç işlememiş
masum insanları katleden terörün, gerçekte en büyük düşmanı Müslümandır.
İslam dini, terörün her türlüsüne karşıdır ve daha en başından yani
düşünce safhasında terörü engeller. Daima insanlar arasında barış
ve adaletin hüküm sürmesini emreder ve insanları fitneden, kargaşadan
ve bozgunculuktan sakındırır.
KURAN AHLAKI ADALETİ GEREKTİRİR
Allah'ın Kuran'da tarif ettiği gerçek adalet insanlar arasında
hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmeyi, insanların hakkını korumayı,
zulme asla rıza göstermemeyi, zalime karşı mazlumdan yana tavır
almayı emretmektedir. Bu adalet, olayları çok yönlü değerlendirmeyi,
ön yargısız düşünmeyi, tarafsızlığı, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti
ve şefkati gerektirir. Örneğin olayları itidalli değerlendiremeyen,
heyecanına ve hislerine kapılan bir insan sağlıklı karar veremeyecek,
bu duygularının etkisinde kalacaktır. Oysa adaletle hükmeden bir
kişi tüm kişisel duygu ve düşüncelerini bir tarafa bırakmayı, her
şart ve durumda doğrulardan yana olmayı, dürüstlükten ve doğruluktan
asla taviz vermemeyi Kuran ahlakı ölçüsünde kendine yol edinir.
Kişi, öyle bir ahlaka sahip olmalıdır ki, kendi çıkarlarından önce
karşı tarafı düşünmeli, kendisine bir zarar gelecek olsa dahi, eğer
hak karşı taraftan yanaysa, adil olabilmelidir. Allah Nisa Suresi'nin
48. ayetinde "insanlar arasında hükmedildiğinde adaletle hükmedilmesini"
emreder. Bir başka ayetinde ise, adaletin insanın kendisinin ve
yakınlarının aleyhine bile olsa uygulanmasını buyurur:
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız
aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun.
(Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara
daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın.
Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz,
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
Allah'tan korkup sakınan ve ahiret gününde hesaba çekileceğini
bilen bir kişi Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için adaletle hükmeder.
Bilir ki, Allah tüm yapıp ettikleriyle, söylediği her sözle ve aklından
geçen her düşünceyle onu ahiret gününde sorguya çekecek ve bunlarla
eksiksiz bir şekilde karşılık görecektir. Kuran'da adaletin eksiksiz
olarak tarifi yapılmış, iman edenlere karşılaşacakları olaylar karşısındaki
tutumları ve adaletin nasıl uygulanacağı bildirilmiştir. Bu iman
edenler için çok büyük bir kolaylık ve Allah'tan bir rahmettir.
Bu nedenle de iman edenler hem Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak, hem
de huzurlu, güvenli ve barış içinde bir hayat yaşayabilmek için
insanlar arasında eksiksiz bir şekilde adaleti uygulamakla sorumludur.
Allah'ın Kuran'da emrettiği adalet, dil, din, ırk ve etnik köken
gözetilmeden, tüm insanlar arasında eşit olarak uygulanan bir adalettir.
Kuran'daki adalet yer, zaman ve kişilere göre değişmez. Günümüzde
dünyanın dört bir yanında insanlar ırkları ya da tenlerinin rengi
nedeniyle zalimce ve adaletsiz muamelelerle karşılaşmaktadırlar.
Oysa Kuran ahlakında farklı halkların ve kabilelerin yaratılmasının
hikmetlerinden biri, insanların "birbirleriyle tanışmaları" olarak
bildirilir. Hepsi de Allah'ın kulu olan farklı milletler veya kabileler,
birbirleriyle tanışmalı, yani birbirlerinin farklı kültürlerini,
dillerini, örflerini, yeteneklerini öğrenmelidir. Farklı ırk ve
milletlerin bulunmasının bir amacı, çatışma ve savaş değil, kültürel
bir zenginliktir. Bu çeşitlilik Allah'ın yaratışındaki bir güzelliktir.
Bir insanın daha uzun boylu, birinin kısa boylu olması, bir kişinin
teninin beyaz diğerinin sarı renk olması bu kişiye herhangi bir
üstünlük getirmediği gibi, bir eksiklik olarak da nitelendirilemez.
Bunların her biri Allah'ın takdir etmesiyle ve çok büyük hikmetlerle
yaratılmıştır. Ancak bu farklılıkların Allah katında hiçbir önemi
yoktur. İman eden bir insan tek üstünlüğün takva ile, yani Allah
korkusu ve Allah'a imandaki üstünlükle olduğunu çok iyi bilir. Allah,
Hucurat Suresi'nde bu gerçeği şu şekilde bildirir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir
dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve
kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız,
(ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Ayette de bildirildiği gibi, insanlar arasındaki köken farklılıklarının
hiçbir önemi yoktur. Allah'ın tavsiye ettiği adalet anlayışı, hiçbir
ayrım yapmadan her insana karşı eşit, hoşgörülü ve barış içinde
bir tavır göstermeyi gerektirir.
BİR TOPLULUĞA KARŞI DUYULAN KİNİNİZ MÜMİNİ
ADALETTEN ALIKOYMAZ
Bir insanın adil karar vermesini, sağduyulu düşünmesini ve akılcı
davranmasını engelleyebilecek etkenlerden biri, karşısındaki kişiye
ya da topluluğa olan kızgınlığı, kinidir. Bu, günümüz cahiliye toplumlarında
oldukça yaygın bir bakış açısıdır. İnsanlar kendilerine muhalif
gördükleri kişilere karşı her türlü adaletsizliği, ahlaksızlığı
kolaylıkla yapabilirler. Bu kişinin üzerine işlemediği suçları atar,
masum olduğunu bilseler dahi bu kişi aleyhinde şahitlik yapabilirler.
Ellerinde bu kişinin suçsuzluğunu kanıtlayacak delil olsa bile ortaya
çıkarmazlar. Hatta bu kişinin başına büyük bir bela gelmesi, haksızlıklarla
karşılaşması ya da zulüm görmesi söz konusu kişilerde büyük bir
sevinç uyandırır. En büyük tedirginlikleri ise adaletin üstün gelmesi
ve bu kişinin suçsuzluğunun ortaya çıkmasıdır.
İşte bu nedenle de cahiliye toplumunda insanların birbirlerine
güvenmeleri çok zordur. Herkes bir an sonra karşısındaki kişiden
kötülük göreceği endişesiyle yaşar. Birbirlerine karşı güvenlerini
kaybetmelerinin sonucunda ise yardımlaşma, hoşgörü, şefkat, merhamet,
kardeşlik gibi insani özelliklerini zamanla yitirir, birbirlerinden
nefret eder hale gelirler.
|
Eğer Rabbin dileseydi,
yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar
mümin
oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?
(Yunus
Suresi, 99)
|
Oysa iman eden bir kişinin bir topluluğa ya da kişiye karşı hissettiği
duygular, onun aldığı kararlara kesinlikle etki etmez. Karşısındaki
kişi ne kadar kötü ahlaklı olursa olsun, ne kadar düşmanca bir tutum
içinde olursa olsun, bir karar vermesi gerektiğinde tüm bu duygularını
bir kenara bırakıp, adaletle davranır, adaletle karar verir, adaleti
tavsiye eder. O kişiye karşı hissettikleri aklının ve vicdanının
önüne geçemez. Vicdanı ona her zaman Allah'ın emir ve tavsiyelerine
uymayı, güzel ahlaktan asla taviz vermemeyi söylemektedir. Çünkü
bu, Allah'ın iman edenlere Kuran'da bildirdiği bir emridir. Maide
Suresi'nde şu şekilde bildirilir:
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için,
hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın.
Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide
Suresi, 8)
Ayette de bildirildiği gibi Kuran ahlakı adil bir tavır gerektirmektedir.
İman eden bir kişi de, ancak Allah'ın rızasını aradığı zaman Allah
katında bir hoşnutluk kazanacağını bilir. Ayrıca güzel ahlakına
şahit olan her insan bu kişiye güvenir, yanında rahat eder, her
türlü sorumluluğu ve görevi gönül rahatlığı ile kendisine verebilir.
Böyle kişiler, düşmanları tarafından dahi saygı ile karşılanır.
Hatta onların bu tavrı, inkar eden birçok insana örnek olarak iman
etmelerine vesile olabilir.
İSLAM, DÜŞÜNCE HÜRRİYETİNİ SAVUNUR
İnsanların fikir, düşünce ve yaşam özgürlüğünü açıkça sağlayan
ve güvence altına alan bir din olan İslam, insanlar arasında gerginliği,
anlaşmazlığı, birbirlerinin hakkında olumsuz konuşmayı ve hatta
olumsuz düşünceyi (zan) dahi engelleyen ve yasaklayan emirler getirmiştir.
İslam terör ve şiddet eylemlerine kesinlikle karşı olduğu gibi,
insanların üzerinde fikri olarak dahi en ufak bir baskı kurulmasını
yasaklamıştır:
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz,
doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır." (Bakara Suresi,
256)
"Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca
bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara 'zor ve baskı' kullanacak
değilsin." (Gaşiye Suresi, 21, 22)
İnsanların bir dine inanmaya veya o dinin ibadetlerini uygulamaya
zorlanması, İslam'ın özüne ve ruhuna aykıdır. Çünkü İslam'da samimi
iman, özgür irade ve vicdani bir kabul ile mümkündür. Elbette Müslümanlar
birbirlerini Kuran'da anlatılan ahlaki vasıfların uygulanması için
uyarabilir, teşvik edebilirler. Kuran ahlakının, en güzel sözle
insanlara anlatılması, tüm iman edenlerin üzerine yükletilen bir
sorumluluktur. İman edenler "... Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel
öğütle çağır..." (Nahl Suresi, 125) ayeti doğrultusunda dinin güzelliklerini
anlatır, ancak "Onların hidayete ermesi, senin üzerinde (bir yükümlülük)
değildir. Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir." (Bakara Suresi,
272) ayetinin de bilincinde davranırlar. Asla zorlama yapmaz, insanlar
üzerinde maddi ya da manevi baskı uygulamazlar. Ya da dünyevi bir
imtiyaz tanınarak, kişiyi dini uygulamaya yönlendirmezler. Tebliğlerine
karşılık olumsuz bir cevap aldıklarında Müslümanların verdikleri
cevap "Sizin dininiz size, benim dinim bana." (Kafirun Suresi, 6)
şeklindedir.
İçinde yaşadığımız dünyada Hıristiyan, Yahudi, Budist, Hindu, ateist,
deist, putperest gibi çok farklı inançlara sahip insan toplulukları
bulunmaktadır. İşte böyle bir dünyada yaşayan Müslümanlar, karşılarındaki
insanın inancı ne olursa olsun hoşgörülü olmakla, affetmekle, adil
ve insancıl davranmakla yükümlüdürler. İman edenlere yükletilen
sorumluluk Allah'ın dinine güzellikle, barışla ve hoşgörüyle davet
etmektir. Bu doğruları uygulayıp uygulamama, iman edip etmeme kararı
karşı tarafa aittir. Bir kişiyi iman etmeye zorlamak, bazı şeyleri
zorla kabul ettirmeye çalışmak Kuran ahlakına aykırı bir tavırdır.
Nitekim Allah Kuran'da iman edenlere şu hatırlatmada bulunmuştur:
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin
tümü, topluca iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar
insanları sen mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi, 99)
Biz onların neler söylediklerini daha iyi
biliriz. Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim
kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
İnsanların ibadet yapmaya zorlandıkları bir toplum modeli İslam'a
tamamen aykırıdır. Çünkü inanç ve ibadet, sadece Allah'a yönelik
ve kişinin kendi seçimiyle olduğunda bir değer taşır. Eğer bir sistem
insanları inanca ve ibadete zorlayacak olursa, bu durumda insanlar
o sistemden korktukları için dindar olurlar. Din açısından makbul
olan ise, vicdanların tamamen serbest bırakıldığı bir ortamda Allah
rızası için dinin yaşanmasıdır.
İslam tarihi tüm dinlere saygı gösteren ve düşünce özgürlüğünü
kendi eliyle tesis eden Müslüman yöneticilerin hoşgörülü uygulamalarıyla
doludur. Örneğin Hindistan hükümeti hizmetinde çalışan bir İngiliz
misyoneri Thomas Arnold İslam'ın özgürlükçü özelliğini şu şekilde
tarif eder:
... Ne gayrimüslimleri düzensiz bir şekil altında Müslüman olmaya
zorlamak teşebbüslerine dair, ne de Hıristiyanlığı ortadan kaldırmak
için mezalim yapıldığı hakkında, hiçbir şey işitilmemiştir. Eğer
halifeler bu iki şık ihtidadan birisinin takibine izin vermiş olsalardı,
Ferdinand ve İzabella'nın İspanya'dan İslamiyeti söküp attıkları
ve 14. Louis'nin Fransa'da protestanlığı bir cinayet nedeni saydırdığı
ve Yahudilerin 350 yıl süreyle İngiltere içine sokulmadıkları kadar
bir kolaylıkla da Hıristiyanlığı ülkelerinden söküp atabilirlerdi.
Asya'daki Doğu Kilisesi, Hıristiyanlık dünyasının diğer bütün bölgeleri
ile müşterek dini faaliyetten yüz çevirmiş bulunduğundan, kendisini
dinsiz topluluklardan sayan Hıristiyan dünyasının adı geçen kısımlarına
yardım için hiçbir teşebbüs de yapılamazdı. Böylece günümüze kadar
Doğu kiliselerinin fiilen varlıklarını sürdürmeleri, Muhammed'i
takip eden yönetimlerin Hıristiyanlar karşısında müsamahalı bir
idare tarzı gösterdiklerinin kuvvetli delillerindendir.1
ALLAH MASUM İNSANLARIN ÖLDÜRÜLMESİNİ HARAM
KILMIŞTIR
Bir insanı suçsuz yere öldürmek, Kuran'a göre en büyük günahlardan
biridir:
... Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da
yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun,
elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından
onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (Maide Suresi,
32)
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilah'a
tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve
zina etmezler. Kim bunları yaparsa 'ağır bir ceza ile' karşılaşır.
(Furkan Suresi, 68)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi, masum insanları haksız yere
öldüren kişiler büyük bir azapla tehdit edilmişlerdir. Allah tek
bir kişiyi öldürmenin, tüm insanları öldürmek kadar ağır bir suç
olduğunu haber vermiştir. Allah'ın sınırlarını koruyan bir insanın
değil binlerce masum insanı katletmek, tek bir insana bile zarar
verme ihtimali yoktur. Dünyada adaletten kaçarak cezadan kurtulacağını
sananlar, öldükten sonra, ahirette Allah'ın huzurunda verecekleri
hesaptan asla kaçamayacaklardır. İşte bu nedenle ölümlerinin ardından
Allah‘a hesap vereceklerini bilen müminler Allah'ın sınırlarını
korumakta büyük bir titizlik gösterirler.
ALLAH MÜMİNLERE, ŞEFKATLİ VE MERHAMETLİ OLMALARINI
EMREDER
Bir
ayette Müslüman ahlakı şöyle anlatılmaktadır:
"Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye
edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte
bunlar, sağ yanın adamlarıdır." (Beled Suresi, 17-18)
Allah'ın, ahiret günü kurtuluşa erenlerden olmaları,
rahmetine ve cennetine kavuşabilmeleri için kullarına indirdiği
ahlakın en önemli özelliklerinden biri ayette görüldüğü gibi "merhameti
birbirlerine tavsiye edenlerden olmak"tır.
Gerçek merhametin kaynağı Allah sevgisidir. Kişinin Allah'a olan
sevgisi, O'nun yarattığı varlıklara karşı kalbinde bir sıcaklık
hissetmesine neden olur. Allah'ı seven insan, O'nun yarattıklarına
karşı doğrudan bir muhabbet ve yakınlık hisseder. Kendisini ve tüm
insanları yaratan Rabbimize karşı duyduğu bu güçlü sevgi ve bağlılıktan
dolayı, Kuran'da emredildiği doğrultuda insanlara karşı güzel ahlaklı
davranır. Bu güzel ahlakı yaşaması sayesinde gerçek merhamet ortaya
çıkar. Ayetlerde bu sevgi dolu, şefkatli ve fedakar ahlak modeli
şu şekilde tarif edilir:
Sizden, faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara,
yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar,
affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını sevmez
misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur Suresi, 22)
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp
imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler
ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu)
duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini)
öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi,
9)
|
İSLAM AHLAKI TÜM
İNSANLAR İÇİN BARIŞ, HUZUR, SEVGİ VE NEŞE DOLU BİR YAŞAMI
HEDEFLERKEN... 
|
… (Hicret edenleri) barındıranlar ve yardım
edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma
ve üstün bir rızık vardır. (Enfal Suresi, 74)
… Yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik
olduklarına güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp
böbürleneni sevmez. (Nisa Suresi, 36)
Sadakalar -Allah'tan bir farz olarak- yalnızca
fakirler, düşkünler, (zekat) işinde görevli olanlar, kalbleri ısındırılacaklar,
köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmış(lar)
içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi,
60)
|
...TERÖRİZM ŞİDDETİN,
KORKUNUN, ENDİŞENİN, HÜZNÜN VE KAOSUN HAKİM OLDUĞU BİR TOPLUM
ÖZLEMİNDEDİR.

|
Müminlerin ayetlerde tarif edilen bu güzel ahlakı Allah'a olan
derin sevgilerinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlılıklarından dolayı
da Allah'ın emrettiği Kuran ahlakını titizlikle uygularlar. Müminler,
gösterdikleri merhametten, yaptıkları yardımdan dolayı kimseyi minnet
altında bırakmaya kalkışmaz ve bir teşekkür kadar bile karşılık
ummazlar. Onların asıl hedefledikleri, yaşadıkları güzel ahlakla
Allah'ın rızasını kazanabilmektir. Çünkü onlar, ahiret günü bu ahlaklarından
dolayı sorguya çekileceklerini bilirler. Kuran'da, Allah'ın bu hükümlerini
bile bile yerine getirmemenin sonucunun cehennem olduğu birçok ayetle
bildirilmiştir:
"Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?"
Onlar: "Biz namaz kılanlardan değildik" dediler.
"Yoksula yedirmezdik." (Müddessir Suresi,
42-44)
(Allah buyruk verir:) "Onu tutuklayın, hemen bağlayın."
"Sonra çılgın alevlerin içine atın." "Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş
arşın olan bir zincire vurup gönderin." "Çünkü, o, büyük olan Allah'a
iman etmiyordu." "Yoksula yemek vermeye destekçi olmazdı." (Hakka
Suresi, 30-34)
Allah ahirette alınan bu karşılığın bir sebebinin, kişilerin dini
yalanlamaları ve bunun sonucu olarak yoksulları doyurma konusunda
birbirlerini teşvik etmemeleri olduğunu bazı ayetlerinde de şöyle
bildirmiştir:
Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan;
Yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. (Ma'un
Suresi, 1-3)
Yoksula yedirmek için birbirinizi teşvik
etmiyorsunuz. (Fecr Suresi, 18)
|

İslam ahlakı yoksulu, yetimi ve ihtiyaç içinde olanı korumayı,
yardımlaşmayı ve iyilikte bulunmayı emreder.
|
Ayetlerde de görüldüğü gibi Kuran'da tarif edilen Müslüman son
derece şefkatli ve merhametli bir yapıya sahiptir. Bu ahlaka sahip
bir insan, elbette masum insanlara yönelik bir vahşet eylemi olan
teröre rıza göstermez. Gerçekte teröristlerin karakter yapısı ile
Kuran ahlakı taban tabana zıttır. Terörist, dünyaya kin ve nefretle
bakan, öldürmek, yakıp-yıkmak, kan dökmek isteyen acımasız bir insandır.
Kuran'ın getirdiği güzel ahlakla yetişen bir Müslüman ise, herkese
İslam'ın öngördüğü sevgiyle yaklaşır; her türlü fikre karşı saygılıdır;
olaylar karşısında her zaman uzlaştırıcı, gerilimi azaltan, kucaklayıcı,
itidalli davranışlar sergiler. Böyle insanların oluşturdukları toplumlarda
ise, bugün en modern devletler arasında gösterilen ülkelerden daha
gelişmiş bir medeniyet, yüksek bir toplumsal ahlak, neşe, huzur,
adalet, güvenlik, bolluk ve bereket hakim olacaktır.
ALLAH HOŞGÖRÜYLE VE AFFEDİCİLİĞİ EMRETMİŞTİR
Kuran-ı Kerim'in Araf Suresi'nin 199. ayetindeki "Sen af yolunu
benimse" sözleriyle ifade edilen "affedicilik ve hoşgörü" kavramı,
İslam dininin temel kaidelerinden birini oluşturur.
İslam tarihine bakıldığında, Müslümanların Kuran ahlakının bu önemli
özelliğini sosyal yaşama nasıl geçirdikleri çok açık bir şekilde
görülür. Kitabın ilerleyen bölümlerinde de üzerinde duracağımız
gibi Müslümanlar ulaştıkları her noktada, hür ve hoşgörülü bir ortam
oluşturmuştur. Din, dil ve kültür bakımından birbirine taban tabana
zıt olan halkların aynı çatı altında barış ve huzur içerisinde yaşamalarını
sağlamış, kendisine tabi olanlara barış ve huzur vermiştir. Büyük
bir coğrafyaya yayılmış olan Osmanlı İmparatorluğu'nun varlığını
yüzyıllarca devam ettirebilmesindeki en önemli nedenlerden biri,
İslam'ın getirdiği hoşgörü ve anlayış ortamının yaşanması olmuştur.
Asırlardır hoşgörülü ve şefkatli yapılarıyla tanınmış olan Müslümanlar,
her zaman dönemlerinin en merhametli ve en adil kişileri olmuşlardır.
Bu çok uluslu yapı içerisindeki tüm etnik gruplar, mensubu oldukları
dinleri özgürce yaşamışlar, hatta kendi dinlerinin hukukuna göre
yaşama hakkına sahip olmuşlardır.
|

İslam ahlakının yaşandığı toplumlarda
kiliseler, camiler ve sinagoglar biraradır. Darülaceze'de
3 İlahi dinin ibadet yerinin birarada bulunduğu bu görüntü,
İslam ahlakının getirdiği hoşgörünün, adaletin ve barışçı
yaklaşımın bir sonucudur.
|
Gerçek anlamda Müslümanlara mahsus olan hoşgörü, ancak Kuran'ın
emrettiği doğrultuda uygulandığında tüm dünyaya barış ve esenlik
getirir. Nitekim Kuran'da "İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en
güzel bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle
onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost (un)
oluvermiştir." (Fussilet Suresi, 34) ayeti ile bu özelliğe dikkat
çekilmiştir.
Allah ayetlerde affetmenin hep bir üstünlük olduğunu belirtmiş
ve "Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama
kim affeder ve ıslah ederse artık onun ecri Allah'a aittir. Gerçekten
O, zalimleri sevmez." (Şura Suresi, 40) ayetiyle bu ahlaka sahip
kişileri büyük bir ecirle müjdelemiştir. Bir diğer ayette ise iman
edenler, "Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini
yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir.
Allah, iyilik yapanları sever." (Al-i İmran Suresi, 134) şeklinde
tarif edilmişlerdir. Allah Kuran'da karşıdaki insan haksızlık yapsa
dahi affetmenin hayırlı olduğunu da bildirmiştir. Bu konudaki bir
ayet şöyledir:
... İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli
ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz
Allah, iyilik yapanları sever. (Maide Suresi, 13)
Tüm bunlar, İslam'ın insanlara öğütlediği ahlak özelliklerinin,
dünyaya barış, huzur ve adalet getirecek erdemler olduğunu göstermektedir.
Şu an dünya gündeminde olan ve adına "terör" denen barbarlık ise,
Kuran ahlakından tamamen uzak, cahil ve bağnaz insanların, dinle
gerçekte hiçbir ilgisi olmayan canilerin eseridir. İşledikleri vahşetleri
hangisi olursa olsun din kisvesi altında yürütmeye çalışan bu kişi
ve gruplara karşı uygulanacak kültürel çözüm, gerçek İslam ahlakının
insanlara öğretilmesidir. Başka bir deyişle, İslam dini ve Kuran
ahlakı, terörizmin ve teröristlerin destekleyicisi değil, yeryüzünü
terörizm belasından kurtaracak çaredir.

|