|
Radikalizm Yanılgısı
HARUN YAHYA
|
Bu sitede ele aldığımız terör kavramıyla birlikte incelenmesi
gereken bir diğer konu, "radikalizm" olarak tanımlanan
olgudur.
Radikalizm, herhangi bir konuda sert, kökten, ani değişimler savunmak
ve bu yönde sert ve tavizsiz bir politika izlemek anlamına gelir.
Radikaller, köklü değişiklikler peşinde olan ve bunun için sert,
sivri, hatta kimi zaman saldırgan bir üslup kullanan kimseler olarak
bilinir.
Her konuda olduğu gibi bu konuda da bir Müslümanın kıstası Kuran
olmalıdır. Kuran'a baktığımızda ise, "radikalizm" olarak
tanımlanan üslubun, Allah'ın müminlere emrettiği üslupla hiç de
uyuşmadığını görürüz. Allah Kuran'da müminleri tarif ve tasvir ederken;
yumuşak sözlü, kavga ve çatışmadan kaçınan, en aleyhte gibi gözüken
insanlara karşı dahi ılımlı ve dostça yaklaşan, sevecen bir karakter
tarif etmektedir.
Bu konuda bize yol gösteren örneklerden biri, Allah'ın Hz. Musa'ya
ve Hz. Harun'a Firavun'a gitme emri verirken söylediği "yumuşak
söz söyleyin" emridir:
İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.
Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar.
(Taha Suresi, 43-44)
Firavun kendi devrinin zulüm ve isyanda en ileri gitmiş inkarcısıdır.
Allah'ı inkar edip kendini putlaştırmış, dahası Müslümanlara (devrin
İsrailoğullarına) korkunç zulümler ve katliamlar uygulamış bir despottur.
Ama bu denli düşman bir insana giderken dahi Allah peygamberlerine
"ona yumuşak söz söyleyin" buyurmaktadır.
Dikkat edilirse Allah'ın gösterdiği yöntem, ılımlı bir üslupla
diyalog kurmaktır. İğneleyici sözler, öfkeli sloganlar, heyecanlı
protesto gösterileri ile çatışmak değil.
Üslup konusunda Müslümanlara yol gösterecek diğer bazı örnekler,
geçmiş peygamberlerden Hz. Şuayb ile inkarcı kavmi arasında geçen
diyalogta da vardır. Kuran'da bu diyalog şöyle bildirilir:
Medyen (halkına da) kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik).
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, O'ndan başka ilahınız
yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın; gerçekten sizi bir 'bolluk
ve refah (hayır)' içinde görüyorum. Doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak
olan bir günün azabından korkuyorum."
"Ey kavmim, ölçüyü ve tartıyı -adaleti gözeterek-
tam tutun ve insanların eşyasını değerden düşürüp- eksiltmeyin ve
yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın."
"Eğer mü'minseniz, Allah'ın bıraktığı (helal
işlerden olan kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ben, sizin
üzerinizde bir gözetleyici değilim."
Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı
şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi
davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen,
gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın."
Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler
misiniz? Ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve
O da beni kendisinden güzel bir rızık ile rızıklandırmışsa? Ben,
size yasakladığım şeylerle size aykırı düşmek istemiyorum. Benim
istediğim, gücüm oranında yalnızca ıslah etmektir. Benim başarım
ancak Allah iledir; O'na tevekkül ettim ve O'na içten yönelip-dönerim."
(Hud Suresi, 84-88)
Bu konuşmalar incelendiğinde, Hz. Şuayb'ın kavmini Allah'a iman
ve güzel ahlaka davet ettiği ve bunu yaparken son derece ılımlı
ve mütevazi bir üslup kullandığı görülür. Ayetlerde geçen bazı ifadelerin
bazı hikmetlerini şöyle açıklayabiliriz:
- "Ben, sizin üzerinizde bir gözetleyici değilim":
Hz. Şuayb bu sözüyle, kavmine, onlar üzerinde bir tahakküm kurmak
istemediğini, böyle bir niyeti olmadığını, onlara sadece Allah'ın
öğrettiği doğruları bildirdiğini vurgulamaktadır.
- "Sen, gerçekte yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir
adam)sın": İnkarcıların Hz. Şuayb'a karşı kullandıkları
bu söz, onun son derece ılımlı, mülayim, nezaketli bir karakter
sergilediğini ve bunun inkarcılar tarafından da kabul edilen çok
belirgin bir özellik olduğunu göstermektedir. İnkarcılar Hz. Şuayb'ın
"reşid" yani olgun, aklı başında, son derece ölçülü
bir insan olduğunu kabul etmektedirler.
- "Ey kavmim görüşünüz nedir söyler misiniz?":
Hz. Şuayb'ın kullanmış olduğu bu ifade, onun inkarcıları, akıl
ve vicdanlarını kullanmaları için teşvik ettiğini göstermektedir.
Yani Hz. Şuayb, baskıcı, dayatmacı bir üslup kullanmamakta, aksine
karşı tarafa fikirlerini sorarak, onları düşünmeye ve kendi içlerinde
özgür bir vicdan muhasebesi yapmaya davet etmektedir.
- "Ben, size yasakladığım şeylerle size aykırı düşmek
istemiyorum": Hz. Şuayb'ın buradaki yasaklaması, fiili
bir yasaklama değil, bazı fiillerin günah olduğunu açıklayarak
insanları bunlardan vazgeçmeye davet etme şeklindedir. Dahası
Hz. Şuayb "bunlarla size aykırı düşmek istemiyorum"
diyerek, amacının kavmi ile çatışmak olmadığını, kavga ve huzursuzluk
istemediğini, sadece onları imana ve güzel ahlaka davet etmek
istediğini vurgulamaktadır.
Kuran ayetleri incelendiğinde, ılımlı, yumuşak, hoşgörülü bir
üslubun tüm peygamberlerin ortak özelliği olduğu görülmektedir.
Allah Hz. İbrahim'i "doğrusu İbrahim, çok içli, yumuşak
huyluydu" (Tevbe Suresi, 114) şeklinde tarif etmektedir.
Peygamberimiz Hz. Muhammed'in ahlakını tarif eden bir ayet ise şöyledir:
Allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak
davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır
giderlerdi... (Ali İmran Suresi, 159)
Radikalizmin belirgin bir özelliği "öfkeli üslup"tur.
Bu üslup, radikal kimselerin konuşmalarında, yazılarında, gösterilerinde
çok belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Oysa öfke bir Müslüman vasfı
değildir. Allah Kuran'da müminleri tarif ederken "onlar,
bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardan
bağışlama ile geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever"
buyurur. (Al-i İmran Suresi, 134)
Müslümanların öfkeli bir üslup takınmalarını gerektirecek bir
durum da yoktur. Bir Müslümanın diğer insanlardan tek isteği, onların
da Allah'a iman etmesi ve güzel ahlakla yaşamasıdır. Bu ise ancak
Allah'ın o insanlara da hidayet vermesiyle mümkün olur. Biz ne yaparsak
yapalım, insanlara ne kadar gerçekleri anlatırsak anlatalım, kalpler
Allah'ın elindedir. Allah, "iman edenler hâlâ anlamadılar
mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş
olurdu" ayetiyle, bu çok önemli gerçeği Müslümanlara hatırlatmaktadır.
(Rad Suresi, 31)
Aynı gerçeği vurgulayan bir diğer ayet şöyledir:
Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca
iman ederdi. Öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen
mi zorlayacaksın? (Yunus Suresi, 99)
Bu nedenle bir Müslümanın görevi, sadece gerçekleri anlatmak,
insanları bu gerçeklere davet etmektir. İnsanların bunu kabul edip
etmemeleri, tamemen onların vicdanlarına kalmış bir meseledir. Allah
bu gerçeği yine Kuran'da vurgulamakta, "dinde zorlama olmadığını"
haber vermektedir:
Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd)
sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a
inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur.
Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Dolayısıyla ne insanların iman edip müslüman olmaları, ne de
müslüman olanların ibadetleri yerine getirmeleri veya günahtan sakınmaları
için hiç bir zorlama yapılamaz. Sadece öğüt verilir. Allah, Müslümanların
"zorba" olmadıklarını, Peygamberimize hitaben vahyettiği
bazı ayetlerinde şöyle açıklamaktadır:
Biz onların neler söylediklerini daha iyi biliriz.
Sen onların üzerinde bir zorba değilsin; şu halde, Benim kesin tehdidimden
korkanlara Kur'an ile öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
De ki: "Ey insanlar, şüphesiz size Rabbinizden
hak gelmiştir. Kim hidayet bulursa, o ancak kendi nefsi için hidayet
bulmuştur. Kim saparsa, o da, kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin
üzerinizde bir vekil değilim." (Yunus Suresi, 108)
Müslümanlar; sadece dini anlatmakla sorumlu olduklarına, insanların
üzerinde hiç bir şekilde zorba ve zorlayıcı olmadıklarına, en zalim
inkarcılara karşı bile "yumuşak söz" söylemekle sorumlu
tutulduklarına göre, "radikal" de olamazlar. Çünkü radikalizm,
saydığımız tüm bu özelliklerin aksini savunmakta ve uygulamaktadır.
Gerçekte radikalizm İslam dünyasına sonradan girmiş olan İslam dışı
bir fikir akımı ve siyasi tutumdur. Nitekim "radikalizm"
olarak tarif edilen sosyal olgular incelendiğinde, bunların aslında
eskiden komünistler tarafından kullanılan yöntem ve söylemlerin
bir derlemesi olduğu veya gerçekte İslam'da hiç bir yeri olmayan
"öfkeli soy koruyuculuğu"nun (Fetih Suresi, 26)
bir ifadesi olarak ortaya çıktığı görülecektir.
Tüm Müslümanların, Kuran'ın ruhuna ve özüne aykırı olan bu sert,
öfkeli, çatışmacı üsluptan tamamen uzak durması, bunun yerine Allah'ın
Kuran'da tarif ettiği ılımlı, yumuşak, hoşgörülü, sakin ve sevecen
üslubu özümsemesi gerekir. Müslümanlar; olgunlukları, hoşgörüleri,
itidal, tevazu ve sükunetleri ile tüm dünyaya örnek olmalı, insanları
kendilerine ve dolayısıyla İslam ahlakına hayran bırakmalıdırlar.
Sadece bu alanlarda değil, bilim, kültür, sanat, estetik ve toplumsal
düzen gibi alanlarda da büyük atılımlar ve güzel eserlerle hem İslam'ı
en güzel şekliyle yaşamalı hem de dünyaya temsil etmelidirler.
İslam'ı insanlara anlatmanın da, İslam'a karşı olan fikirlerle
fikren mücadele etmenin yolu da bu saydığımız kavramlardan geçmektedir.
Allah, aşağıdaki ayette, bir Müslümanın diğer insanlara karşı kullanacağı
üslubun nasıl olması gerektiğini açıkça bildirmektedir:
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve
onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin
yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl Suresi,
125)
En basit bir konuşmayla ya da olayla dahi kolayca kışkırtılıp,
öfkeye kapılıp, şiddete yönelebilmektedirler.
Bu duygusal şiddet, Kuran'ın emirlerine tamamen aykırıdır. Kuran'da
Müslümanlar öfkelendikleri zaman bunu yenen, akılcı, itidalli ve
ılımlı insanlar olarak tarif edilmektedir. Her zaman uzlaşmayı,
çatışmaları karşılıklı hoşgörü çerçevesinde çözüme kavuşturmayı
ve her zaman olayların olumlu yönlerini görmeyi tercih ederler.
Karşılaştıkları hiçbir olay, hiddetlenmelerini ve saldırganlaşmalarını
gerektirmez:
"Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler,
öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile
(vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever." (Al-i İmran
Suresi, 134)
Teröristlerin bir diğer önemli özellikleri de kitle ruhu
ile hareket etmeleridir. Bu kitle içinde kişisel düşünceler, kişisel
seçimler eriyip yok olmakta, herkes tek bir amaça yönelmektedir.
Kitle ruhu ile hareket eden kişiler gerçekte kendi başınayken yapamayacağı
şeyleri yapabilmekte, şuursuzluk ve iradesizlik içinde hareket edebilmektedirler.
Dünyanın pek çok ülkesinde terör grupları içinde yer alan birçok
akılsız ve cahil insan, neyi niçin yaptığını dahi bilmeden, kalabalığın,
sloganların etkisiyle duygusal bir histeriye kapılır, sürü psikolojisi
içinde gerçekte kendi iradesiyle yapmayacağı kitle suçlarına karışır.
Bir anda eli kanlı bir katile, saldırgan bir protestocuya, insanlık
dışı eylemleri yapabilecek bir teröriste dönüşebilir. Tek başınayken
sessiz, sakin gözüken bir kişi, bir terör grubunun içine girdiğinde
birlik olup bir evi ateşe verebilir, bir yabancıya sebepsiz yere
saldırabilir, bir işyerini yağmalayabilir, topluca insanları katledebilir,
hatta kendisini bile ölüme atmaktan çekinmeyebilir. Terörist grubun
içinde yapılan telkine kendisini teslim eder ve çokluğun kendisine
verdiği güçle şuursuzca söyleneni yapar. Terör eylemlerine katılanların
çoğu, irade ve vicdanları zayıf olduğu için, kitle psikolojisi içinde
çözülmüş, "sürü" haline gelmişlerdir. Muhakeme ve yargı
tamamen ortadan kalkmış, bunun yerine aşırı ve abartılı duygular,
şiddete eğilim ve saldırganlık hakim olmuştur. Böyle kişiler tahriklere
açık olur, hoşgörüsüzdür, hiçbir kural tanımazlar.
Oysa Allah insanları çoğunluğun sapkınlığına karşı uyarmakta
ve doğru yolun sadece ve sadece Kuran'da bildirilen güzel ahlak
olduğunu hatırlatmaktadır:
"Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın
yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar
ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler." (Enam Suresi, 116)
İşte bu nedenle müminler çoğunluğa uymak yerine daima akıl ve
vicdanları ile hareket ederler. Bu da Kuran'a uymakla mümkün olur.
Terörizm saldırgan olmayı, işgal etmeyi, savaşmayı, kaba kuvvetle
hareket etmeyi, zulmetmeyi yol olarak benimsemiştir. Ancak tüm bunlar
Kuran'a göre zalimliktir. Allah barışı, uzlaşmayı, iyilikte bulunmayı
ve insanların arasını düzeltmeyi emreder. Terör ise, şiddet anlamlarını
da kapsayan her türlü bozgunculuk hareketini yasaklar ve bu tür
bir eylem içinde olanları lanetlediğini bildirir:
"Allah'a verdikleri sözü, onu kesin olarak
onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği
şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte
onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir."
(Rad Suresi, 25)
Terörün içinde olan, bir şekilde bu zulme bulaşmış insanların temel
özellikleri, Allah korkusundan ve sevgisinden tamamen uzak, kalpleri
katılaşmış, hastalıklı bir ruh haline sahip olmalarıdır. Allah Kuran'da
terör yapabilecek karakterdeki insanlardan şöyle bahsetmiştir:
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran,
aşağılık, Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren
(gizlilik içinde söz ve haber taşıyan), Hayrı engelleyip sürdüren,
saldırgan, olabildiğince günahkar, Zorba-saygısız, sonra da kulağı
kesik; (Kalem Suresi, 10-13)
Teröre bulaşmış insanların bir özelliği de ahirete inanmamalarıdır.
Çünkü bu insanlar öldükten sonra hesap verileceğine inansalar, masum
insanların öldürülmesi gibi en büyük kötülüklerin içinde yer almaları
mümkün olmaz. Eğer ahirete inanmış olsalar bilirler ki, işledikleri
suçların karşılığı cehennemde sonsuz azap içinde kalmalarıdır. Hesaba
çekileceklerini inkar eden teröristlerin "sınır tanımaz"
ve "saldırgan" oldukları Kuran'da bildirilmiştir:
Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar. Oysa onu, 'sınır
tanımaz, saldırgan', günahkar olandan başkası yalanlamaz. (Mutaffifin
Suresi,11-12)
Haksız yere isyan etmek ve saldırmak Allah'ın haram kıldığı bir
harekettir. Bu yüzden İslam, terörün içine giren her türlü eylemi
yasaklamıştır.
De ki: "Rabbim yalnızca çirkin-hayasızlıkları
-onlardan açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi,
haklı nedeni olmayan 'isyan ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı
bir delil indirmediği şeyi Allah'a şirk koşmanızı ve Allah'a karşı
bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır." (Araf Suresi,
33)
|