|
II. Dünya Savaşı, ırkçı ve faşist ideolojinin başlattığı bir cinnetti.
Bu ideolojilerin sözde kutsal değerleri olan şiddet ve çatışma bir
anda tüm dünyayı sardı. 55 milyon insan, faşist vahşete kurban edildi.
Savaşın müttefiklerin lehine neticelenmesi, faşist ideolojinin yenilmesini
sağladı, ancak faşizm yok olmadı. Sadece yer altına indi. Geçtiğimiz
son on yıl içerisinde ise dünya genelinde ırkçı ve faşist örgütlenmelerin
ve şiddet eylemlerinin sayısında gözle görülür bir artış yaşandı.
Avrupa, neo-Nazilerin neden olduğu şiddet olayları ile mücadele
ederken, Amerika yeniden aktif hale gelen Klu Klux Klan ve benzeri
"Beyaz Irkın Üstünlüğü" örgütleri ile uğraşmak zorunda kaldı. Bugün,
gerek neo-Naziler gerekse Klu Klux Klan üyeleri çeşitli saldırılarda
bulunmakta, üyeleri arasında şiddet ve terörü teşvik etmektedirler.
Pek çok insan Klu Klux Klan örgütünün, siyah renkli insanlara karşı
baskı ve şiddetin yoğun olduğu 20'li, 30'lu yıllarda kaldığını ve
modern çağ ile birlikte bu köhne örgütün de tarihe gömüldüğünü düşünüyor
olabilir. Oysa Klan hala yaşamaktadır. Bugün ABD genelinde, farklı
isimlerle de olsa, çok sayıda Klan kilisesi ve bu kilisenin öğretilerine
bağlı çeşitli ırkçı organizasyonlar bulunmaktadır. Bu kilise ve
organizasyonların üyeleri yalnızca siyahlara karşı değil, başta
Amerika'da yaşayan Müslümanlar olmak üzere, beyaz Avrupalı ırk dışındaki
tüm ırklara karşıdırlar ve bu ırklara karşı ciddi bir mücadele yürütmek
gerektiğini düşünmektedirler. Bu "mücadele", silahlı birlikler oluşturmayı
da içermektedir.
Bilindiği gibi Klan öğretisinin temeli Avrupalı beyaz ırkın diğer
ırklardan üstün olduğu ve bu ırkın diğer ırklarla kesinlikle karışmaması
gerektiği fikrine dayalıdır. Bu karışımın engellenmesi için beyaz
ırkın bulunduğu ve yaşadığı alanlarda diğer ırkların varlığına müsaade
edilmemesi gerekir. Çünkü bu düşünceye göre diğer ırkların, beyazların
sahip oldukları imkanları elde etme hakkı yoktur. Bu ırklar beyazların
saflığını ve üstünlüğünü lekelemeye çalışan parazitler olarak görülmekte
ve bunlara karşı her türlü tedbirin alınması gerektiği düşünülmektedir.
Klanın bu görüşleri, Amerika'da yaşayan diğer ırklara karşı gerçekleştirilen
saldırıların çıkış noktasıdır. Bu telkinlerin temelinde sevgi, hoşgörü
ve diyalog değil, nefret ve saldırganlık vardır.
Irk üstünlüğü kavramının sözde bilimsel temelini ise, Darwin'in
evrim teorisi oluşturur. Darwin, insan ırklarının bazılarının örneğin
Avrupa ırklarının, evrim sürecinde diğer ırklara göre daha ileri
olduğunu öne sürmüştür. Bu ileri ırklar dışında kalanlar ise, ona
göre yarı maymun ilkel canlılardır. Diğer bir deyişle, bazı ırklar
evrimde çok ileri gitmişken, bazıları hala ilk ataları olan maymunlara
yakın bir seviyededirler. Darwin geleceğe yönelik ırkçı tahminlerde
de bulunmuş ve şöyle yazmıştır:
Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte, medeni
insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden silecekler ve onların
yerine geçecekler. Öte yandan insansı maymunlar da... kuşkusuz elimine
edilecekler. Böylece insan ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk
daha da genişleyecek. 1
Darwin'in bu ırkçı düşünceleri dönemin sömürgeci imparatorlukları
için, yaptıkları vahşete kılıf olarak kullanabilecekleri önemli
bir dayanak noktası oldu. Darwin'in, bu teorisini delillendirmek
için öne sürdüğü iddia ise onun bilgisizlik ve önyargısını göstermesi
açısından oldukça dikkat çekiciydi. Darwin, 1881 yılında W. Graham
adlı bir bilim adamına yazdığı bir mektupta teorisinin ispatı olarak
Türk Milletini örnek veriyordu. Darwin'in bu hezeyanına göre, Türk
Milleti "yakın bir gelecekte tarihe karışacak olan geri milletler"
arasında yer almaktaydı:
Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişinde
sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta
olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa,
Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa
milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün
Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor.
Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde
Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın
çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür
aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine
edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.2
Kuşkusuz bu iddialar bir hezeyan olmaktan öteye gidememektedir.
Ancak hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu görüş, 19. yüzyıl Avrupası'nın
sömürgeci devletleri tarafından kabul görmüş, o döneme hakim olan
Türk düşmanlığının dayanak noktasını oluşturmuştur. Günümüzde dünyanın
çeşitli ülkelerinde devam eden ırkçı faaliyetlerin çıkış noktasında
Darwin'in bu ve benzeri görüşleri vardır.
Bugün halen Amerika'nın çeşitli eyaletlerinden sık sık siyahlara
ait kiliselerin yakıldığı, cami veya sinagogların hedef alındığı,
farklı ırklardan kişilere karşı saldırılar düzenlendiği haberleri
alınmaktadır. Özellikle 11 Eylül'de Dünya Ticaret Merkezi'nde gerçekleştirilen
terörist saldırıyı takiben, bu ve benzeri örgütlerin telkinlerinin
etkisi altında kalan bazı çevrelerin saldırıların dozunu artırdıkları
görülmüştür. Farklı eyaletlerde Müslümanlara ait işyerlerine, mescidlere,
vakıflara saldırılmış, Müslüman öğrenciler okullara alınmamış, Müslüman
çocuklar sokakta tartaklanmıştır. Aklı ve mantığı ile hareket eden
herkes yapılan bu acımasız saldırılardan tüm Müslüman dünyasını,
özellikle de konuyla hiçbir ilgisi olmayan sivil halkı ve masum
çocukları sorumlu tutamayacağını bilir. (Nitekim 11 Eylül olayından
sonra İslam'ı araştırmaya başlayan geniş bir kitle de akıl ve sağduyu
ile hareket etmiştir. Ve Müslüman olanların sayısı önceki dönemlere
göre onlarca kat artmıştır.) Öte yandan bu durum ırk veya inanca
dayalı bir nefretin körüklenmesinin nasıl tehlikeli bir ortam oluşturacağının
önemli göstergelerinden birisidir.
Ne var ki, Klan üyeleri böyle düşünmemektedir. Hatta onlar 21.
yüzyılda yaşanacağına inandıkları ırklar arası büyük bir savaş için
uzun yıllardır hazırlanmaktadırlar.
Amerika'da Irkçılığın Boyutları
1870'lerde kurulan Ku Klux Klan, Amerika'da asıl olarak I. Dünya
Savaşı'ndan sonra büyük bir güç kazandı. 1920'lerin ortalarına gelindiğinde
üye sayısı üç ile dört milyon arasındaydı. 3
"Beyaz insanı korumak için mücadele başladığında, düşmanlarımızı
katledeceğiz" sloganı ile yola çıkan Klu Klux öğretisinin
ideolojik kökeni, diğer tüm ırkçı ideolojilerde olduğu gibi, beyaz
ırkın evrim basamağında en üstte yer alan ırk olduğu, diğer ırkların
ise aşağı basamaklarda yer aldığı, bu nedenle de her türlü kötü
muameleyi hak ettiği görüşüne dayalıdır. Ve bu görüşün sahipleri
Amerika'da oldukça fazla sayıdadır. National Alliance, World Church
of The Creator, Arian Nation gibi farklı isimler altında örgütlenmiş
bu grupların genel olarak Klu Klux Klan şemsiyesi altında olduklarını
söylemek yanlış olmaz.
Aşağıda birkaçına yer vereceğimiz bu örgütlenmelerin görüşlerindeki
en önemli ortak payda, hedeflerine ulaşmak için şiddete başvurmakta
hiçbir sakınca görmemeleri, hatta çoğu zaman şiddet ve saldırganlığı
bir zorunluluk olarak algılamalarıdır.
World Church of the Creator (WCOTC) Örgütü
WCOTC, Amerika'da aktif olarak eylemler yürüten ve gün geçtikçe
daha da büyüyen ırkçı örgütlerden biridir. Allah'ın varlığını inkar
eden, ahiret gününe, cennet ve cehenneme inanmayan bu sapkın örgütün
Amerika dışında da pek çok takipçisi bulunmaktadır. Örgütün ideolojisinin
temelini beyaz ırkın üstünlüğü düşüncesi oluşturmaktadır. Bu ırkçı
fraksiyonun kurucusu olan Ben Klassen, sahip oldukları ideolojiyi
organizasyonun resmi internet sitesinde şöyle aktarmaktadır:
Bizim ırk üstünlüğünü savunan inancımızın ana hedefi beyaz ırkın
yaşaması, genişlemesi ve gelişmesidir. Dinimiz beyaz ırkın
sevgisi üzerine kurulmuştur. Kitabımız "Beyaz Adam'ın İncili"dir.
Biz ölümden sonra yaşama inanmayız. Melek, şeytan, Tanrı
ve diğer şeyler hakkındaki herşeyi inkar ediyoruz... Altın kuralımız
kısaca şöyle özetlenebilir: Beyaz ırk için iyi olan şey
en yüksek erdemdir; beyaz ırk için kötü olan şey en büyük günahtır...
Tabiat bize yalnızca kendi türümüzün sorumluluğunu almayı
söylüyor. Çamura bulaşmış başka hiçbir ırkı kendi türümüz olarak
göremeyiz... Siyahlar şüphesiz merdivenin en alt basamağındadırlar,
şempanze ve maymunların pek üstünde değildirler. Diğer
ırkların ilerlemesine yardımcı olamayız. Kirli ırkların başarılı
olması, çoğalması ve gezegendeki sınırlı alanı doldurmaları için
yardım etmeyiz... Tabiat yeryüzündeki bütün türleri, diğer
türlerle yaşam mücadelesinde rekabet ederken, onları kendi yeteneklerine
göre derecelendirmiştir. 4
Görüldüğü gibi bu sapkın düşünce, takipçileri tarafından din olarak
adlandırılmıştır ve örgüt üyeleri bu inanca tamamen bağlanmışlardır.
Ancak elbette bu sapkınlığı, bir din olarak adlandırmak mümkün değildir.
Sosyal Darwinizm'in bir türevi olarak değerlendirebileceğimiz bu
sözde dinde, dikkat edilirse diğer ırklarla yapılacak mücadele,
ana öğretiyi oluşturmaktadır. Hatta bu mücadele Rahowa (Racial Holy
War - Kutsal Irk Savaşı) adıyla sloganlaştırılmış ve örgütün en
önemli değerlerinden biri haline gelmiştir. Ben Klassen bir başka
konuşmasında, Rahowa'nın ne anlama geldiğini takipçilerine açıklarken,
bir yandan da onları savaşa davet etmekten çekinmemektedir:
RAHOWA! Bu sözcükle tüm beyaz ırkın ana hedefini ve programını
belirlemiş oluyoruz. Ve bu şu anlama geliyor: Yahudilere ve dünyanın
diğer tüm aşağı ırklarına karşı siyasi, askeri, mali, ahlaki ve
dini olarak savaşmayı üzerimize alıyoruz. Daha doğrusu, bunu dini
inanışımızın en önemli noktası ve en kutsal unsuru olarak algılıyoruz.
Bunu tamamlanması gereken kutsal bir savaş, ırklar arası
kutsal bir savaş, olarak görüyoruz. 5
Irklar arasında beklenen tarihi savaş, Klan örgütlerinin en önemli
çalışma alanlarından birisidir. Hemen hemen tüm toplantılarda bu
konu üzerinde durulur. Konuşmalarda Klan üyeleri savaş için şevklendirilir,
yazılarda beklenen bu büyük savaşa göndermeler yapılır. Adeta efsaneleştirilmiş
olan bu savaşa dair tasvirler, Klan'ın yayın organlarında oldukça
sık yer alır. Örneğin, Kolombiya'da düzenlenen ulusal bir toplantıyı
aktaran örgütün yayın organı Knight-Ridder gazetesi, toplantıyı
okuyucularına aktarırken şu satırlara yer vermektedir:
Hıristiyan şövalyelerinin lideri, bir Klu Klux Klan'ın özlemi
içerisinde... Caddenin biraz ötesinde komşusu ile birlikte Klan
üyesi heykeli ile süsledikleri bahçelerini işaret ederek, 'Bir
ırk savaşı geliyor. Klan beyaz ırkın tek kurtuluş umududur' diye
konuşmacılara sesleniyor. 6
Pek çok ırkçı örgütte olduğu gibi Rahowa'da da güçlü bir evrim
inancı vardır. Zaten diğer ırklara karşı bu derece düşmanca bir
tutum takınılması ve onlara karşı şiddete başvurmaktan çekinilmemesi
de evrim teorisine olan inancın bir neticesidir. Karşısındaki insanı,
bir tür hayvan olarak gören bir kişiyi, onu taciz etmekten, ona
saldırmaktan ve hatta gerekli gördüğünde onu katletmekten hiçbir
şey alıkoyamamaktadır.
Örgütün Ben Klassen'den sonraki lideri Matt Hale'in aşağıdaki konuşması,
sözde din olarak kabul ettikleri düşüncenin evrim inancı ile ne
kadar iç içe geçtiğini gösteren örneklerden sadece birisidir:
Bizler hayvanlarız. İşte mesele bu. Sadece düşünebildiğimiz
ve konuşabildiğimiz, ya da iki ayağımız üzerinde durabildiğimiz
için bu fikri kabul etmiyoruz. Bu doğanın kanunlarına bağlı olmadığımız
anlamına gelmiyor. Çünkü bağlıyız. 7
Bu sözler, örgütün kendisine has, garip bir din anlayışı olduğunun
da bir göstergesidir. Bu dinin elbette, tevazuyu, sevgiyi ve hoşgörüyü
savunan Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi yoktur. Zaten örgüt üyeleri
ve liderleri de bu durumu açıkça dile getirmekten çekinmezler. Matt
Hale de kendisi ile yapılan bir röportajda kendi dinlerinin özünü
şöyle aktarmaktadır:
... Düşmanlarını, yumuşakbaşlıları ve aşağı olanları
sevmelerini söyleyen Hıristiyanlık gibi bir din yerine, yalnızca
kendi insanlarımızı öven bir dine ihtiyacımız var...
Bütün insanların eşit yaratıldığı fikrinden uzaklaşmalıyız...
İnandığımız şey, beyaz olmayan ırklara bütün yardımları durdurmaktır.
Bu yardımlar olmadan beyaz olmayan ırkların kendi sayılarını hızla
azaltacağına inanıyoruz. Kendilerini besleyemezler.... Mükemmel
bir dünyanın yalnızca beyaz insanlarla, dünyadaki beyaz ırklarla
mümkün olacağına inanıyoruz... Beyaz olmayan ırklar gittiği an
ve beyaz ırklar birleştiği zaman beyaz insanlarımız için barış
ve refah olacak...." 8
Ancak ırk üstünlüğünü savunan, sahip oldukları özelliklerinin kendilerini
üstün kılacağına inanan kişilerin göz ardı ettikleri önemli bir
gerçek vardır. Bu değerlerin hiçbiri kalıcı değildir. Her insan
-inkar etsin ya da etmesin- er ya da geç ölecek ve sahip olduğu
herşeyi bu dünyada bırakarak Rabbimizin karşısında hesap verecektir.
O gün hiç kimsenin hiç kimseye bir faydası olmayacak, hiç kimsenin
ırkı, rengi veya soyu önem taşımayacak, dünyadayken sahip olduğu
hiçbir şey kendisine yarar sağlamayacak ve kimse yaptıkları için
bir mazaret öne süremeyecektir. Allah Müminun Suresi'nde şu şekilde
bildirir:
Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün aralarında
soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru olarak soyluluğu
veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar da. (Müminun Suresi,
101)
Klan Öğretileri
Aşağıdaki maddeler 14 Ocak 2001 tarihli bir Klan toplantısında,
Matt Hale'in konuşmasından alınmıştır:
• Irkların eşit olduğunu söylemek kendi ırkımıza karşı suç işlemek
anlamına gelir.
• Irkların kaynaşmasından, ırklar arası evliliklerden ve beyaz olmayanların
ülkemize göz etmesinden nefret ediyoruz.
• Irklar arası evlilik yapmak ırkımıza ihanet etmektir.
• İnsan Hakları hareketleri bizim için yanlıştır. Menfaatlerimize
aykırıdır.
• Beyaz ırk entelektüel olarak diğer ırklardan üstündür.
• Sıra bize geldiğinde, iktidar bizim elimizde olduğunda, dünyayı
istediğimiz gibi şekillendirmeye başladığımızda, ırkımızın en iyisini
yaratacağız. Gelecek sadece beyazlara ait toprağımızın olduğu bir
dönem olacak ve diğer ırkları topraklarımızdan süreceğiz. Kanun sınırları
dahilinde, zorla gemilere doldurulup topraklarımızdan çıkarılacaklar.
Kanun bu olacak..
• Beyaz olmayanlar bizim için önemli değildir. Bir kan gölü içinde
yatıyor olsalar bile bizim için önemi yoktur. Bizi tek ilgilendiren
kendi ırkımızdır.
• Irkları farklı yapan beyinleridir. Her ırkın farklı kafatası tipi
ve beyin hacmi vardır.
• Seri katillerin neden hep beyazların arasından çıktığı sorulursa...
Beyaz insanlar bir şeyi yapmadan önce planlarlar. Beyazlar düşünürler.
Siyahların işlediği cinayetlerin çoğu ilkeldir. Beyazlar işleyecekleri
cinayeti önceden düşünürler. Beyazlar bu tarz cinayetler işlerler,
çünkü bu tarz cinayetler, planlama kabiliyeti gerektirir. 9 Bu
maddeler bir Klan üyesinin düşünce yapısını göstermesi açısından
oldukça çarpıcıdır. Bu öyle bir zihniyettir ki, seri cinayet işlemek
bile bir tür övünme konusu haline gelebilmekte, ırk üstünlüğü adına
vahşet makul karşılanmaktadır.
Ulusal İttifak (National Alliance) Örgütü
Amerika'da gençler arasında çok büyük bir güç kazanan faşist örgütlerden
biri de Ulusal İttifak (National Alliance)'dır. Örgüt ilk olarak
1970 yılında genç bir fizik profesörü olan Dr. William Pearce tarafından
Oregon Üniversitesi'nde "Ulusal Gençlik Birliği" adı altında kurulmuştu.
En büyük özelliği kolej ve üniversiteleri hedef almasıydı. Üye yaşı
ise 30 ve altıyla sınırlıydı. Ancak daha sonra bu yaş sınırı kaldırıldı
ve Ulusal İttifak adı altında yeni bir örgütlenme yapıldı. Bu örgütün
asıl ana amaçlarından birisi gençlerin ırkçı düşüncelerle yetiştirilmesine
ağırlık vermesidir. Böylece ırk üstünlüğünün bilincinde olan nesiller
yetişmesi sağlanacaktı. Ve diğer tüm ırkçı gruplar gibi Ulusal İttifak
da tüm şartlar altında beyaz ırkın üstünlüğünü korumayı hedef edinmiş
durumda. Dr. Pierce 1997 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda
bu hedefi şöyle özetlemekteydi:
Başarmak için, neye mal olursa olsun, kendimizi siyahlardan ve
diğer beyaz olmayanlardan tamamen ayırmamız ve onlardan uzak durmamız
gerekiyor... Onları avlamalı ve onlardan kurtulmalıyız'. 10
Elbette Ulusal İttifak Örgütü ile diğer faşist örgütlenmeler arasındaki
tek benzerlik bu değildir. Evrim teorisine olan inanç diğerlerinde
olduğu gibi, Ulusal İttifak'ta da ön plandadır. Örgüt üyeleri, her
ne kadar dindar olduklarını idddia etseler de, yaptıkları açıklamalar,
inançlarının din ile taban tabana zıt olduğunu göstermektedir. Çoğu
zaman kendileri de bu gerçeği ifade etmektedirler:
Kendimizi doğal yasalara göre evrimleşen çevremizdeki
üniter dünya ile entegre olarak görüyoruz. Basit olarak
ifade edecek olursak: sadece bir gerçek vardır ve o da doğadır:
Bizler doğanın bir parçasıyız ve doğanın yasalarına tabiyiz. Bu
yasalar içinde bizler kendi kaderimizi belirleyebiliriz... Diğer
bir deyişle seçme gücüne sahip olduğumuz herşey için kendi başımıza
sorumluyuz: özellikle çevremiz ve ırkımızın kaderi için. Bu
görüş semitik görüş ile tezat içinde olabilir. 11
Görüldüğü gibi faşist ve ırkçı örgütlerin zaman zaman konuşmalarında
dini öğeler kullanmaları veya kendilerini din ahlakını yaşayan insanlar
gibi göstermeleri sadece bir taktikten ibarettir. Çeşitli sosyologlar
ve akademisyenler de yaptıkları çalışma ve araştırmalarda bu durumun
özellikle altını çizmektedirler. Bu akademisyenlerden birisi Boston'daki
Northeastern Üniversitesi'nde şiddet ve sosyal çatışmalar kürsüsünün
başkanlığını yapan Jack Lewin'dir. Lewin, örgütün Kitabı Mukaddes'ten
alıntılar yapmasının sebebinin saldırganlıklarına dini bir kılıf
uydurmaya çalışma çabası olduğunu söylemektedir. 12
ŞİDDET VE TERÖR BAĞIMLISI BİR İDEOLOJİ: NEO-NAZİZM
Irkçı gruplar Amerika'da Klu Klux Klan şemsiyesi altında toplanırken,
Avrupa'daki hareket Neo-Nazizm adını almaktadır. Önceleri İngiltere'de
dazlak hareketi olarak başlayan Avrupa ırkçılığı, 1990'larda bir
Nazi hareketine dönüştü. Kendilerini neo-Naziler olarak adlandıran
bu grupların ana özelliği, tıpkı Klu Klux Klan gibi beyaz ırkın
üstünlüğünü savunmaları ve yabancılara ve fakir mahallelerde yaşayanlara
karşı saldırılar düzenlemeleriydi.
Son 10 yıldır neo-Nazi hareketi giderek güçlenmekte ve etki alanını
genişletmektedir. Bu örgütler bugün 6 kıtada ve 33 ülkede aktif
durumdadırlar. Üyelerinin sayısı ise 70 bini bulmaktadır. Neo-Naziler
her ülkede kendilerine farklı hedefler belirlemişlerdir. Yapılan
bir araştırmada belirtildiğine göre, Almanya'da Türkler; Macaristan'da,
Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'nde Çingeneler; İngiltere'de Asyalılar;
Fransa'da Kuzey Afrikalılar; Brezilya'da Kuzey Doğulular neo-Nazilerin
hedefleri arasındadır. Şiddet, kin, nefret, yıldırma, korkutma,
tehdit, yakıp yıkma, zarar verme neo-Nazilerin başlıca özellikleri
arasındadır.
Resmi Alman istatistiklerine göre 1999 yılında sadece Almanya'da
ırkçılık ve yabancı düşmanlığından kaynaklanan 10.037 olay tespit
edilmiştir. 2000 yılında açıklanan ırkçılık olayları da on binin
üzerindedir. İngiltere'de ise sadece Nisan ile Eylül ayları arasında
tespit edilen ırkçılık kaynaklı suçların sayısı 10.982'dir. Bu suçların
yarısının korkutma, göz dağı verme ve yıldırma şeklinde olduğu belirtilmiştir.
Öldürme, yaralama, ev ve işyerlerine saldırı gibi eylemler ise bu
suç listesinin diğer yarısını oluşturmaktadır.
90'larda gelişen neo-Nazi hareketinin fikir babaları arasında Louis
Beam ve William Pierce isimli Amerikalı radikal sağ görüşü savunan
ideologların ayrı bir yeri vardır. Bu ideologların ortaya koyduğu,
'lidersiz direniş' ve 'beyaz devrim' kavramları bugün tüm neo-Nazi
hareketine hakim olmuş durumdadır. Günümüzde çeşitli ülkelerde yaşanan
bombalama, kundaklama ve işyerlerini tahrip etme gibi bireysel terör
hareketlerinin temelinde de 'lidersiz direniş' kavramı yer almaktadır.
Bu kavram doğrultusunda neo-Naziler eylemlerini, ya bireysel olarak
gerçekleştirmekte ya da küçük çeteler halinde hareket etmektedirler.
Dr. William Pierce tarafından kaleme alınan Hunter (Avcı)
ve The Turner Diaries (Turner Günlükleri) adlı kitaplar
neo-Nazi terörizminin ana kaynakları olarak kabul edilmektedir.
Fransız Nasyonel Sosyalist Hareketi'nin bu kitapları temel alarak
hazırladığı, A Practical Guide to Aryan Revolution (Aryan Devrimi'nin
Rehberi) adlı broşürde ise bir neo-Nazinin ihtiyacı olan her
türlü bilgi yer almaktadır. Gizli Aksiyon Metodları, Kaçma
ve Saklanma, Suikast, Bombalama, Sabotaj, Irk Savaşı, Devrimsel
Sürecin Oluşturulması, Aryan Özgürlük Hareketi Askerlerinin Davranışları
gibi alt başlıklardan oluşan bu broşür, tam anlamı ile bir teröristin
el kitabıdır.
Bu grupların içinde aktif olarak yer almasalar bile, faşizmi savunan
ve bu kitaplardan etkilenen pek çok insan vardır. Örneğin The
Turner Diaries'de bir yeraltı örgütünün bir devlet karşısında
nasıl örgütlendiği ve ne gibi faaliyetlerde bulunduğu anlatılmaktadır.
1998 yılında Teksas'da bir zenciyi kamyonetinin arkasına bağlayıp
sürükleyerek öldüren James Byrd isimli kişinin, savunmasında The
Turner Diaries'i hayata geçirdiğini söylemesi bu etkinin
boyutlarını göstermektedir.
1993 yılında Oklahama'da Timothy McVeigh tarafından gerçekleştirilen
bombalama eylemi sonrasında ise dikkatler bu kez neo-Nazi William
Pierce'in diğer kitabı Hunter'a çevrildi. Çünkü Pierce,
Hunter adlı kitabında tek başına hareket eden bir bombacıyı
anlatıyordu. Kitabın kahramanı herhangi bir grubun veya örgütün
desteği olmadan, tıpkı Timothy McVeigh gibi, kendi isteği ile bilinçli
olarak bir saldırı gerçekleştirmekteydi.
Oklahoma Bombacısı da Neo-Nazi İdi
Amerikan halkının 11 Eylül 2001 tarihli saldırıdan önce, şahit
olduğu en büyük terörist saldırı, Timothy McVeigh tarafından Oklahoma'daki
Federal Bina'ya yapılan bombalı saldırıdır. Bu saldırı sonucunda
çocukların da dahil olduğu 168 kişi hayatını kaybetmiştir. Olayı
ilginç kılan ise Timothy McVeigh'in hem bir sapkın tarikat sempatizanı
hem de bir neo-Nazi olmasıdır.
McVeigh bu katliamı, 1993 yılında çiftliklerinde yanarak hayatlarını
kaybeden David Koresh ve takipçilerinin intikamını almak için gerçekleştirdiğini
söylemiştir. McVeigh'e göre Koresh ve tarikat üyeleri kendilerini
yakmamışlar, Amerikan Devleti tarafından yakılmışlardır. Bu nedenle
olayın intikamını Amerikan Devleti'nden almaya karar vermiş ve Federal
Bina'yı bombalayarak devlet adına çalışanları öldürmeyi planlamıştır.
David Koresh tarikatının intihar olayından tam iki yıl sonra, olayın
yıl dönümünde, patlayıcı dolu kamyonetini binanın önüne bırakıp
soğukkanlılık ile olayların gelişimini izlemiştir. Saldırı sırasında
başka bir neo-Nazi olan Terry Nichols isimli arkadaşı da McVeigh'e
yardım etmiştir. Terry Nichols ile birlikte olayın öncesinde McVeigh'e
destek olan, patlayıcıları bulmasında yardım eden ve McVeigh'in
böyle bir saldırıda bulunacağını bilenlerin en önemli ortak özelliği
ise neo-Nazi olmalarıdır.
McVeigh, idam edilmesinden kısa bir süre önce The Buffalo News
gazetesine gönderdiği mektupta, yaptıklarından dolayı pişman
olmadığını, devlete karşı verdiği mücadelede bombalama eyleminin
'en mantıklı taktik' olduğunu söylemişti. Tamamen hasta
bir zihniyetin ürünü olan bu saldırı, bir kez daha bizlere yukarıda
üzerinde durduğumuz akımların insanlar üzerinde nasıl büyük tahribatlara
neden olduklarını ve toplumlara nasıl büyük belalar getirdiğini
göstermesi açısından ibret vericidir.
Günümüzde insanlar arasında ırklarına, dillerine ve cinsiyetlerine
göre ayırım yapılması ve diğer ırkların vahşi yöntemlerle katledilmeleri
makul karşılanmaktadır. Üstelik bu ayırımcılık toplumlar arasında
çatışmalara ve savaşlara neden olan bir tür histeriye dönüştürülmektedir.
İnsanlar sadece dilleri, dinleri ve ırkları farklı olduğu için saldırılara
uğramakta ve çeşitli tacizlere maruz kalmaktadırlar. Bunun nedenlerinden
birisi, Kuran'da da belirtildiği gibi, şeytanın insanlara 'öfkeli
soy koruyuculuğunu' süslü ve güzel göstermesidir. Günümüzde
terör eylemlerini teşvik eden ya da bizzat gerçekleştiren grupların
büyük bir kesimi de bu kışkırtmalara kapılarak faaliyetlerini ırkçılık
söylemlerine dayandırırlar. Bu ırkçı kışkırtmanın İslam'a ne denli
aykırı olduğu, aşağıdaki Kuran ayetinde açıkça bildirilmektedir:
Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, 'öfkeli
soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'öfkeli soy koruyuculuğunu'
kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin ve mü'minlerin
üzerine '(kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu' indirdi
ve onları "takva sözü" üzerinde 'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten
onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.
(Fetih Suresi, 26)
İnsanlar birbirlerine düşman olmaları için değil, birbirleriyle
tanışıp dost olmak, iyi ilişkiler kurmak için farklı halklar olarak
yaratılmışlardır. Allah, 'üstün ırk' ideolojisinin yanlışlığını
Kuran'da açıklamıştır. Toplumlara, halklara ya da insanlara üstünlük
sağlayan, ancak bu insanların güzel ahlaklarıdır. Kişilerin hangi
ırktan oldukları, hangi dili konuştukları ya da derilerinin ne renk
olduğunun hiçbir önemi yoktur. Bu değerlere göre üstünlük sağlamaya
çalışmak ve diğer toplumlara düşmanlık beslemek dinsiz ideolojilerin
bir sonucudur. Allah, insanların arasındaki soy farklılıklarının
bir "tanışma", yani dostluk ve kültürel alış-veriş vesilesi olduğunu
ve üstünlüğün de sadece takvaya, yani iman ve ahlaka göre belirlendiğini
şöyle haber verir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve
bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar
ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün olanınız,
(ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz
Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
1. Charles Darwin, İnsanın Türeyişi,
Onur Yayınları, 7.baskı, Ankara, Nisan 1995, ss 199-200
2. Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol.
I., D. Appleton and Company, New York, 1888, ss.285-286
3. James Ridgeway, Blood In The Face, Second Edition, Thunder’s
Mouth Press, New York, 1995, s.52
4.http://www.adl.org/learn/ext%5Fus/hale.asp
5.http://www.adl.org/ special%5Freports/wcotc/wcotc%2Dintro.html
6. S.Hogan-Albach,D.Pardue, The Word Misread Klan Twists Bible’s
Message to Back Racist Beliefs, Knight Ridder Newspaper, 27 Haziran
1996
7. Matt Sharkey, American Dream, Generation 21, 1-8 Ağustos 1999
8. Http://Hatewatch.Org/Frames.Html
9. Matt Hale’s Speech, Illinois, 14 Ocak 2001, http://www.stop-the-hate.org/wcotc.html
10. The Explosion of Hate The Growing Danger of The National Alliance,
http://www.adl.org/explosion_of_hate/intro_venomous_voice.html
11. General Principles of National Alliance, http://www.natvan.com/what-is-na/
na1.html#natural
12. S.Hogan-Albach,D.Pardue, The Word Misread Klan Twists Bible’s
Message to Back Racist Beliefs, Knight Ridder Newspaper, 27 Haziran
1996
|