|
Buraya kadar olan bölümlerde ahir zamanın en büyük fitnesi
olan Deccaliyetin nasıl bir akım olduğunu ve bu akıma uyanların
nasıl bir karaktere sahip olduklarını inceledik. Bu bölümde
ise Deccal'in en önemli fitnelerinden biri olan terör konusunu
ele alacağız.
Terör, günümüzde en sık kullanılan terimlerden biri olmakla
birlikte, toplumun her kesiminin üzerinde hemfikir olduğu
tek bir tanıma sahip değildir. Bunun temel nedenlerinden birisi,
bazı çevreler tarafından terörist olarak görülen kimselerin,
başka çevreler tarafından doğru bir mücadelede bulunan insanlar
olarak kabul edilmesidir. Oysa amacı ne olursa olsun, şiddete
başvuran, bu şiddet eylemleri esnasında masum insanları hedef
alan bir grubun makul karşılanması mümkün değildir. İnsanlar
veya toplumlar kendileri için farklı taleplerde bulunabilir,
bu taleplerinde haklı da olabilirler. Ancak bu talepleri gerçekleştirmenin
yolu şiddete başvurmak olmamalıdır. Savunma ise ancak silahlı
bir güce karşı yapılır. Bu nedenle masum insanları hedef alan
her türlü şiddet ve çatışma aslında bir tür terör eylemi olarak
kabul edilebilir.
Terörün temel stratejisi insanlar arasında korku yayabilmek,
bu yolla etkin güç haline gelebilmektir. Korku, terörün dayanak
noktasıdır. Terörist gruplar taleplerini demokratik yollarla
elde etmeye çalışmak yerine, çok daha caydırıcı olduğunu düşündükleri
şiddet eylemleri ile dile getirirler. Bu kimselere göre, bir
terör eylemi ne kadar acımasız ve insafsız olursa, o derece
korku verici olacak, diğer bir deyişle hedefine o derece yaklaşacaktır.
Terörün en dehşet verici özelliklerinden birisi de hiçbir
ahlaki değere sahip olmaması ve hiçbir kural tanımamasıdır.
Teröre başvuran kişide şefkat, merhamet, affedicilik, hoşgörü
yoktur. Bu kişiyi yönlendiren, kin, öfke ve intikam duygularıdır.
Böyle bir kimse şuursuzca, nereye varacağını düşünmeden sadece
öfkesini gidermek ve intikam almak amacındadır. Bu eylemi
gerçekleştirirken oluşabilecek tahribat ise kişinin vicdanında
bir etki meydana getirmez. Çünkü terörü çözüm olarak gören
kişinin vicdanı, dolayısıyla aklı, feraseti ve basireti kapanmıştır.
Oysa Kuran ahlakında öfkenin yeri yoktur. Allah insanlara
öfke gibi nefsani dürtülere uydukları takdirde yeryüzünde
bozgunculuk ve kargaşa çıkacağını bildirmiştir. Bu nedenle
de her zaman için hoşgörüden, barıştan, dostluktan, uzlaşmadan
yana tavır koymalarını emretmiştir. Bu ahlaka uyulduğu takdirde
şiddete dayalı Deccal sistemi temelinden çökecek, terörün
ve anarşinin zemini ortadan kalkacak ve yeryüzüne hakim olan
kargaşa ortamı son bulacaktır. Allah bir ayetinde insanlara
bu ahlakı şöyle öğütlemektedir:
"Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a)
uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir." (Araf
Suresi, 199)
Din Adına Terörist Eylemlerde Bulunanlar

Ortaçağ'ın son dönemlerinde yapılan bu tabloda, IX. Louis
Nil kıyılarında 15 bin askeri ile birlikte savaşırken
görülmektedir. |
Din ahlakı her türlü terör eylemini şiddetle yasaklarken,
birtakım terör grupları din adına ortaya çıktıklarını iddia
etmektedirler. Ancak din adına katliam yapanların veya şiddet
uygulayanların dünya görüşleri incelendiğinde, gerçekte bunların
son derece sapkın inanışlar oldukları görülecektir. Bu insanlar
gerçek dini bilmeyen, din ahlakını yaşamamış ve anlamamış
kişilerdir. Çünkü Allah'ın varlığına inanıp, Allah'tan korkup
sakınan ve Allah'ın indirdiği kitaba uyan bir kimsenin masum
ve savunmasız insanlara zarar verecek herhangi bir davranış
içine girmesi mümkün değildir. Bu nedenle İslam adına şiddet
ve terör eylemleri gerçekleştirenleri dini gruplar olarak
adlandırmak doğru değildir.
Bir dinin veya bir başka fikir sisteminin gerçek mesajı,
kimi zaman onun sözde taraftarları tarafından tamamen çarpıtılabilir,
yanlış yorumlanabilir. Bu, Hıristiyanlık için olduğu gibi
Yahudilik için de geçerlidir. Örneğin Haçlılar, 11. yüzyılın
sonunda Filistin topraklarını fethetmek amacıyla Avrupa'dan
yola çıkan Avrupalı Hıristiyanlardı. (Yan
sayfadaki temsili resim) Sözde dini bir amaçla yola
çıkmışlar ama geçtikleri her yere vahşet ve korku götürmüşlerdi.
Şiddete kesinlikle yer vermeyen ve bir sevgi dini olan Hıristiyanlığı
yanlış yorumlayan bu barbarların uyguladığı vahşetin Hıristiyanlık
dini ile bir ilgisinin olmadığı açıktır.

 |
Din adına teröre başvuranların çoğu ise, İlahi dinlere değil,
birtakım putperest inançlara veya yeni türemiş mistik öğretilere
bağlı fanatik gruplardır. Başta Amerika ve Japonya'da olmak
üzere bu gruplar hem kendi mensuplarına hem de diğer insanlara
yönelik korkunç şiddet eylemleri gerçekleştirmektedir. Bunlar
arasında, bir çiftlikte kendilerini yakarak ölüme giden veya
yataklarında toplu olarak intihar edenler olduğu gibi, Japon
metrosuna attıkları sarin gazı ile masum insanlara zarar veren
gruplar da bulunmaktadır. Yaptıkları terör eylemleri ile dikkat
çeken diğer gruplar ise, Ku Klux Klan ve neo-Naziler gibi
aşırı ırkçı örgütlenmelerdir. Özellikle son yirmi yıl içerisinde
ırkçı ve faşist düşüncenin gençler arasında gözle görülür
şekilde artması, şiddet olaylarının da çoğalmasına neden olmuştur.
Bundan birkaç yıl önce Almanya'da soydaşlarımıza karşı yapılan
eylemler, diğer bazı Avrupa ülkelerinde Asya ve Afrika kökenli
kişilere karşı gerçekleştirilen tacizler ve saldırılar, Amerika'da
halen sık sık zencilerin ve Arapların maruz kaldıkları şiddet
olayları bu grupların uyguladıkları terör olayları arasında
sayılabilir.
Unutulmamalıdır ki, bu kitapta ele alınan ve alınmayan her
türlü sapkın oluşumun temelinde insanların din ahlakından
uzaklaşmış olmaları ve gerçek dini bilmeden yetiştirilmiş
olmaları yer almaktadır. Çünkü İslam, Hıristiyanlık ve Yahudiliğin
ortaklaşa kabul ettiği din ahlakı, şiddeti ve vahşeti temel
alan Deccal sisteminin tam karşısında yer alır. Dinin kökeninde
sevgi, şefkat ve merhamet vardır. Allah insanlara, birbirlerine
karşı adil, hoşgörülü, anlayışlı, merhametli ve saygılı olmalarını
emretmiştir. Üstelik insanlar bu güzel ahlakı karşılarındaki
kişinin dinine, diline, ırkına, cinsiyetine bakmadan herkese
karşı uygulamakla yükümlüdürler. Bu nedenle din ahlakının
yaygın olarak yaşandığı bir toplumda şiddetin yaşanması imkansızdır.
Din ahlakı insanlara huzur, barış ve güvenlik getirecek tek
sistemdir. Allah, bir ayetinde şöyle buyurur:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve
güvenliğe (Silm'e, İslam'a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin.
Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 208)
İlerleyen sayfalarda şiddeti, olağan ve vazgeçilmez olarak
gören gruplar ve örgütler hakkında kısa bilgiler vereceğiz.
Bu bölümün hazırlanmasındaki amaç şiddet uygulayan terör örgütlerinin
hepsine tüm detaylarıyla yer vermek değildir. Amaç, hangi
dünya görüşünü savunuyor görünürse görünsün, şiddeti çözüm
olarak gören bu grupları yönlendiren Deccal'in fikir sisteminin
deşifre edilmesidir. Ve burada yer verilen bilgiler, bize
dünya üzerinde hakim olan Deccal sisteminin neden olduğu büyük
tahribatı göstermesi açısından oldukça önemlidir.
IRKÇI TERÖR

Irkçı
örgütlenmelerin sayısında görülen hızlı artış, 1995 yılında
ünlü Time dergisinde kapak konusu oldu. "Ölmeyecek Şeytan"
başlığı ile verilen haberde, ırkçı hareketlerin II. Dünya
Savaşından sonra yer altına indiği, ancak hiçbir zaman
faaliyetlerine ara vermedikleri anlatılmaktaydı. Nitekim
son yıllarda sayısı artan ırkçı saldırılar da bunun bir
göstergesi niteliğindeydi. |
II. Dünya Savaşı, ırkçı ve faşist ideolojinin başlattığı
bir cinnetti. Bu ideolojilerin sözde kutsal değerleri olan
şiddet ve çatışma bir anda tüm dünyayı sardı. 55 milyon insan,
faşist vahşete kurban edildi. Savaşın müttefiklerin lehine
neticelenmesi, faşist ideolojinin yenilmesini sağladı, ancak
faşizm yok olmadı. Sadece yer altına indi. Geçtiğimiz son
on yıl içerisinde ise dünya genelinde ırkçı ve faşist örgütlenmelerin
ve şiddet eylemlerinin sayısında gözle görülür bir artış yaşandı.
Avrupa, neo-Nazilerin neden olduğu şiddet olayları ile mücadele
ederken, Amerika yeniden aktif hale gelen Klu Klux Klan ve
benzeri "Beyaz Irkın Üstünlüğü" örgütleri ile uğraşmak zorunda
kaldı. Bugün, gerek neo-Naziler gerekse Klu Klux Klan üyeleri
çeşitli saldırılarda bulunmakta, üyeleri arasında şiddet ve
terörü teşvik etmektedirler.
Pek çok insan Klu Klux Klan örgütünün, siyah renkli insanlara
karşı baskı ve şiddetin yoğun olduğu 20'li, 30'lu yıllarda
kaldığını ve modern çağ ile birlikte bu köhne örgütün de tarihe
gömüldüğünü düşünüyor olabilir. Oysa Klan hala yaşamaktadır.
Bugün ABD genelinde, farklı isimlerle de olsa, çok sayıda
Klan kilisesi ve bu kilisenin öğretilerine bağlı çeşitli ırkçı
organizasyonlar bulunmaktadır. Bu kilise ve organizasyonların
üyeleri yalnızca siyahlara karşı değil, başta Amerika'da yaşayan
Müslümanlar olmak üzere, beyaz Avrupalı ırk dışındaki tüm
ırklara karşıdırlar ve bu ırklara karşı ciddi bir mücadele
yürütmek gerektiğini düşünmektedirler. Bu "mücadele", silahlı
birlikler oluşturmayı da içermektedir.
Bilindiği gibi Klan öğretisinin temeli Avrupalı beyaz ırkın
diğer ırklardan üstün olduğu ve bu ırkın diğer ırklarla kesinlikle
karışmaması gerektiği fikrine dayalıdır. Bu karışımın engellenmesi
için beyaz ırkın bulunduğu ve yaşadığı alanlarda diğer ırkların
varlığına müsaade edilmemesi gerekir. Çünkü bu düşünceye göre
diğer ırkların, beyazların sahip oldukları imkanları elde
etme hakkı yoktur. Bu ırklar beyazların saflığını ve üstünlüğünü
lekelemeye çalışan parazitler olarak görülmekte ve bunlara
karşı her türlü tedbirin alınması gerektiği düşünülmektedir.
Klanın bu görüşleri, Amerika'da yaşayan diğer ırklara karşı
gerçekleştirilen saldırıların çıkış noktasıdır. Bu telkinlerin
temelinde sevgi, hoşgörü ve diyalog değil, nefret ve saldırganlık
vardır.
Irk üstünlüğü kavramının sözde bilimsel temelini ise, Darwin'in
evrim teorisi oluşturur. Darwin, insan ırklarının bazılarının
örneğin Avrupa ırklarının, evrim sürecinde diğer ırklara göre
daha ileri olduğunu öne sürmüştür. Bu ileri ırklar dışında
kalanlar ise, ona göre yarı maymun ilkel canlılardır. Diğer
bir deyişle, bazı ırklar evrimde çok ileri gitmişken, bazıları
hala ilk ataları olan maymunlara yakın bir seviyededirler.
Darwin geleceğe yönelik ırkçı tahminlerde de bulunmuş ve şöyle
yazmıştır:
Belki de yüzyıllar kadar sürmeyecek yakın bir gelecekte,
medeni insan ırkları, vahşi ırkları tamamen yeryüzünden
silecekler ve onların yerine geçecekler. Öte yandan insansı
maymunlar da... kuşkusuz elimine edilecekler. Böylece insan
ile en yakın akrabaları arasındaki boşluk daha da genişleyecek.
11

Almanya'da
son yıllarda doruğa tırmanan ırkçı hareketlerden bu ülkede
yaşayan vatandaşlarımız da zarar gördü. Irkçı telkinlerle
gözü dönen canilerin saldırıları arasında Türklerin yaşadıkları
evlerin kundaklanması ve soydaşlarımızın diri diri yakılması
da vardı. |
Darwin'in bu ırkçı düşünceleri dönemin sömürgeci imparatorlukları
için, yaptıkları vahşete kılıf olarak kullanabilecekleri önemli
bir dayanak noktası oldu. Darwin'in, bu teorisini delillendirmek
için öne sürdüğü iddia ise onun bilgisizlik ve önyargısını
göstermesi açısından oldukça dikkat çekiciydi. Darwin, 1881
yılında W. Graham adlı bir bilim adamına yazdığı bir mektupta
teorisinin ispatı olarak Türk Milletini örnek veriyordu. Darwin'in
bu hezeyanına göre, Türk Milleti "yakın bir gelecekte tarihe
karışacak olan geri milletler" arasında yer almaktaydı:
Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişinde
sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta
olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce
Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri
ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın
Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor.
Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde
Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok
da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı
ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine
edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.12

 |
Kuşkusuz bu iddialar bir hezeyan olmaktan öteye gidememektedir.
Ancak hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bu görüş, 19. yüzyıl
Avrupası'nın sömürgeci devletleri tarafından kabul görmüş,
o döneme hakim olan Türk düşmanlığının dayanak noktasını oluşturmuştur.
Günümüzde dünyanın çeşitli ülkelerinde devam eden ırkçı faaliyetlerin
çıkış noktasında Darwin'in bu ve benzeri görüşleri vardır.
Bugün halen Amerika'nın çeşitli eyaletlerinden sık sık siyahlara
ait kiliselerin yakıldığı, cami veya sinagogların hedef alındığı,
farklı ırklardan kişilere karşı saldırılar düzenlendiği haberleri
alınmaktadır. Özellikle 11 Eylül'de Dünya Ticaret Merkezi'nde
gerçekleştirilen terörist saldırıyı takiben, bu ve benzeri
örgütlerin telkinlerinin etkisi altında kalan bazı çevrelerin
saldırıların dozunu artırdıkları görülmüştür. Farklı eyaletlerde
Müslümanlara ait işyerlerine, mescidlere, vakıflara saldırılmış,
Müslüman öğrenciler okullara alınmamış, Müslüman çocuklar
sokakta tartaklanmıştır. Aklı ve mantığı ile hareket eden
herkes yapılan bu acımasız saldırılardan tüm Müslüman dünyasını,
özellikle de konuyla hiçbir ilgisi olmayan sivil halkı ve
masum çocukları sorumlu tutamayacağını bilir. (Nitekim 11
Eylül olayından sonra İslam'ı araştırmaya başlayan geniş bir
kitle de akıl ve sağduyu ile hareket etmiştir. Ve Müslüman
olanların sayısı önceki dönemlere göre onlarca kat artmıştır.)
Öte yandan bu durum ırk veya inanca dayalı bir nefretin körüklenmesinin
nasıl tehlikeli bir ortam oluşturacağının önemli göstergelerinden
birisidir.
Ne var ki, Klan üyeleri böyle düşünmemektedir. Hatta onlar
21. yüzyılda yaşanacağına inandıkları ırklar arası büyük bir
savaş için uzun yıllardır hazırlanmaktadırlar.
Amerika'da Irkçılığın Boyutları
1870'lerde kurulan Ku Klux Klan, Amerika'da asıl olarak I.
Dünya Savaşı'ndan sonra büyük bir güç kazandı. 1920'lerin
ortalarına gelindiğinde üye sayısı üç ile dört milyon arasındaydı.
13
"Beyaz insanı korumak için mücadele başladığında, düşmanlarımızı
katledeceğiz" sloganı ile yola çıkan Klu Klux öğretisinin
ideolojik kökeni, diğer tüm ırkçı ideolojilerde olduğu gibi,
beyaz ırkın evrim basamağında en üstte yer alan ırk olduğu,
diğer ırkların ise aşağı basamaklarda yer aldığı, bu nedenle
de her türlü kötü muameleyi hak ettiği görüşüne dayalıdır.
Ve bu görüşün sahipleri Amerika'da oldukça fazla sayıdadır.
National Alliance, World Church of The Creator, Arian Nation
gibi farklı isimler altında örgütlenmiş bu grupların genel
olarak Klu Klux Klan şemsiyesi altında olduklarını söylemek
yanlış olmaz.
Aşağıda birkaçına yer vereceğimiz bu örgütlenmelerin görüşlerindeki
en önemli ortak payda, hedeflerine ulaşmak için şiddete başvurmakta
hiçbir sakınca görmemeleri, hatta çoğu zaman şiddet ve saldırganlığı
bir zorunluluk olarak algılamalarıdır.
World Church of the Creator (WCOTC)
Örgütü

Ben Klasssen |
WCOTC, Amerika'da aktif olarak eylemler yürüten ve gün geçtikçe
daha da büyüyen ırkçı örgütlerden biridir. Allah'ın varlığını
inkar eden, ahiret gününe, cennet ve cehenneme inanmayan bu
sapkın örgütün Amerika dışında da pek çok takipçisi bulunmaktadır.
Örgütün ideolojisinin temelini beyaz ırkın üstünlüğü düşüncesi
oluşturmaktadır. Bu ırkçı fraksiyonun kurucusu olan Ben Klassen,
sahip oldukları ideolojiyi organizasyonun resmi internet sitesinde
şöyle aktarmaktadır:
Bizim ırk üstünlüğünü savunan inancımızın ana hedefi beyaz
ırkın yaşaması, genişlemesi ve gelişmesidir. Dinimiz
beyaz ırkın sevgisi üzerine kurulmuştur. Kitabımız "Beyaz
Adam'ın İncili"dir. Biz ölümden sonra yaşama inanmayız.
Melek, şeytan, Tanrı ve diğer şeyler hakkındaki herşeyi
inkar ediyoruz... Altın kuralımız kısaca şöyle özetlenebilir:
Beyaz ırk için iyi olan şey en yüksek erdemdir; beyaz
ırk için kötü olan şey en büyük günahtır... Tabiat bize
yalnızca kendi türümüzün sorumluluğunu almayı söylüyor.
Çamura bulaşmış başka hiçbir ırkı kendi türümüz olarak göremeyiz...
Siyahlar şüphesiz merdivenin en alt basamağındadırlar,
şempanze ve maymunların pek üstünde değildirler. Diğer
ırkların ilerlemesine yardımcı olamayız. Kirli ırkların
başarılı olması, çoğalması ve gezegendeki sınırlı alanı
doldurmaları için yardım etmeyiz.... Tabiat yeryüzündeki
bütün türleri, diğer türlerle yaşam mücadelesinde rekabet
ederken, onları kendi yeteneklerine göre derecelendirmiştir.
14
| 

ABD'de faaliyet gösteren ırkçı
grupların kullandıkları semboller ve posterler şiddete
olan eğilimlerini göstermesi açısından dikkat çekicidir.
Aşağıda yer alan 'Etnik Temizlik' isimli tanıtım ise
ırkçı gençler için hazırlanmış bir bilgisayar oyununun
tanıtımıdır. Oyunu kazanmanın şartı farklı ırktan olabildiğince
çok kişinin yok edilmesidir.
|
Görüldüğü gibi bu sapkın düşünce, takipçileri tarafından
din olarak adlandırılmıştır ve örgüt üyeleri bu inanca tamamen
bağlanmışlardır. Ancak elbette bu sapkınlığı, bir din olarak
adlandırmak mümkün değildir. Sosyal Darwinizm'in bir türevi
olarak değerlendirebileceğimiz bu sözde dinde, dikkat edilirse
diğer ırklarla yapılacak mücadele, ana öğretiyi oluşturmaktadır.
Hatta bu mücadele Rahowa (Racial Holy War - Kutsal Irk Savaşı)
adıyla sloganlaştırılmış ve örgütün en önemli değerlerinden
biri haline gelmiştir. Ben Klassen bir başka konuşmasında,
Rahowa'nın ne anlama geldiğini takipçilerine açıklarken, bir
yandan da onları savaşa davet etmekten çekinmemektedir:
RAHOWA! Bu sözcükle tüm beyaz ırkın ana hedefini ve programını
belirlemiş oluyoruz. Ve bu şu anlama geliyor: Yahudilere
ve dünyanın diğer tüm aşağı ırklarına karşı siyasi, askeri,
mali, ahlaki ve dini olarak savaşmayı üzerimize alıyoruz.
Daha doğrusu, bunu dini inanışımızın en önemli noktası ve
en kutsal unsuru olarak algılıyoruz. Bunu tamamlanması
gereken kutsal bir savaş, ırklar arası kutsal bir savaş,
olarak görüyoruz. 15
Irklar arasında beklenen tarihi savaş, Klan örgütlerinin
en önemli çalışma alanlarından birisidir. Hemen hemen tüm
toplantılarda bu konu üzerinde durulur. Konuşmalarda Klan
üyeleri savaş için şevklendirilir, yazılarda beklenen bu büyük
savaşa göndermeler yapılır. Adeta efsaneleştirilmiş olan bu
savaşa dair tasvirler, Klan'ın yayın organlarında oldukça
sık yer alır. Örneğin, Kolombiya'da düzenlenen ulusal bir
toplantıyı aktaran örgütün yayın organı Knight-Ridder gazetesi,
toplantıyı okuyucularına aktarırken şu satırlara yer vermektedir:
Hıristiyan şövalyelerinin lideri, bir Klu Klux Klan'ın
özlemi içerisinde... Caddenin biraz ötesinde komşusu ile
birlikte Klan üyesi heykeli ile süsledikleri bahçelerini
işaret ederek, 'Bir ırk savaşı geliyor. Klan beyaz ırkın
tek kurtuluş umududur' diye konuşmacılara sesleniyor. 16
Pek çok ırkçı örgütte olduğu gibi Rahowa'da da güçlü bir
evrim inancı vardır. Zaten diğer ırklara karşı bu derece düşmanca
bir tutum takınılması ve onlara karşı şiddete başvurmaktan
çekinilmemesi de evrim teorisine olan inancın bir neticesidir.
Karşısındaki insanı, bir tür hayvan olarak gören bir kişiyi,
onu taciz etmekten, ona saldırmaktan ve hatta gerekli gördüğünde
onu katletmekten hiçbir şey alıkoyamamaktadır.
Örgütün Ben Klassen'den sonraki lideri Matt Hale'in aşağıdaki
konuşması, sözde din olarak kabul ettikleri düşüncenin evrim
inancı ile ne kadar iç içe geçtiğini gösteren örneklerden
sadece birisidir:
Bizler hayvanlarız. İşte mesele bu. Sadece düşünebildiğimiz
ve konuşabildiğimiz, ya da iki ayağımız üzerinde durabildiğimiz
için bu fikri kabul etmiyoruz. Bu doğanın kanunlarına bağlı
olmadığımız anlamına gelmiyor. Çünkü bağlıyız. 17
Bu sözler, örgütün kendisine has, garip bir din anlayışı
olduğunun da bir göstergesidir. Bu dinin elbette, tevazuyu,
sevgiyi ve hoşgörüyü savunan Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi
yoktur. Zaten örgüt üyeleri ve liderleri de bu durumu açıkça
dile getirmekten çekinmezler. Matt Hale de kendisi ile yapılan
bir röportajda kendi dinlerinin özünü şöyle aktarmaktadır:
... Düşmanlarını, yumuşakbaşlıları ve aşağı olanları
sevmelerini söyleyen Hıristiyanlık gibi bir din yerine,
yalnızca kendi insanlarımızı öven bir dine ihtiyacımız var...
Bütün insanların eşit yaratıldığı fikrinden uzaklaşmalıyız...
İnandığımız şey, beyaz olmayan ırklara bütün yardımları
durdurmaktır. Bu yardımlar olmadan beyaz olmayan ırkların
kendi sayılarını hızla azaltacağına inanıyoruz. Kendilerini
besleyemezler.... Mükemmel bir dünyanın yalnızca beyaz insanlarla,
dünyadaki beyaz ırklarla mümkün olacağına inanıyoruz...
Beyaz olmayan ırklar gittiği an ve beyaz ırklar birleştiği
zaman beyaz insanlarımız için barış ve refah olacak...."
18
Ancak ırk üstünlüğünü savunan, sahip oldukları özelliklerinin
kendilerini üstün kılacağına inanan kişilerin göz ardı ettikleri
önemli bir gerçek vardır. Bu değerlerin hiçbiri kalıcı değildir.
Her insan -inkar etsin ya da etmesin- er ya da geç ölecek
ve sahip olduğu herşeyi bu dünyada bırakarak Rabbimizin karşısında
hesap verecektir. O gün hiç kimsenin hiç kimseye bir faydası
olmayacak, hiç kimsenin ırkı, rengi veya soyu önem taşımayacak,
dünyadayken sahip olduğu hiçbir şey kendisine yarar sağlamayacak
ve kimse yaptıkları için bir mazaret öne süremeyecektir. Allah
Müminun Suresi'nde şu şekilde bildirir:
Böylece Sur'a üfürüldüğü zaman artık o gün
aralarında soylar (veya soybağları) yoktur ve (üstünlük unsuru
olarak soyluluğu veya birbirlerine durumlarını) soruşturmazlar
da. (Müminun Suresi, 101)
Klan Öğretileri
Aşağıdaki maddeler 14 Ocak 2001 tarihli bir Klan toplantısında,
Matt Hale'in konuşmasından alınmıştır:
*Irkların eşit olduğunu söylemek kendi ırkımıza karşı suç
işlemek anlamına gelir.
*Irkların kaynaşmasından, ırklar arası evliliklerden ve beyaz
olmayanların ülkemize göz etmesinden nefret ediyoruz.
* Irklar arası evlilik yapmak ırkımıza ihanet etmektir.
* İnsan Hakları hareketleri bizim için yanlıştır. Menfaatlerimize
aykırıdır.
* Beyaz ırk entelektüel olarak diğer ırklardan üstündür.
* Sıra bize geldiğinde, iktidar bizim elimizde olduğunda,
dünyayı istediğimiz gibi şekillendirmeye başladığımızda, ırkımızın
en iyisini yaratacağız. Gelecek sadece beyazlara ait toprağımızın
olduğu bir dönem olacak ve diğer ırkları topraklarımızdan
süreceğiz. Kanun sınırları dahilinde, zorla gemilere doldurulup
topraklarımızdan çıkarılacaklar. Kanun bu olacak..
*Beyaz olmayanlar bizim için önemli değildir. Bir kan gölü
içinde yatıyor olsalar bile bizim için önemi yoktur. Bizi
tek ilgilendiren kendi ırkımızdır.
*Irkları farklı yapan beyinleridir. Her ırkın farklı kafatası
tipi ve beyin hacmi vardır.
*Seri katillerin neden hep beyazların arasından çıktığı sorulursa...
Beyaz insanlar bir şeyi yapmadan önce planlarlar. Beyazlar
düşünürler. Siyahların işlediği cinayetlerin çoğu ilkeldir.
Beyazlar işleyecekleri cinayeti önceden düşünürler. Beyazlar
bu tarz cinayetler işlerler, çünkü bu tarz cinayetler, planlama
kabiliyeti gerektirir. 19
Bu maddeler bir Klan üyesinin düşünce yapısını göstermesi
açısından oldukça çarpıcıdır. Bu öyle bir zihniyettir ki,
seri cinayet işlemek bile bir tür övünme konusu haline gelebilmekte,
ırk üstünlüğü adına vahşet makul karşılanmaktadır.
Ulusal İttifak (National Alliance)
Örgütü
Amerika'da
gençler arasında çok büyük bir güç kazanan faşist örgütlerden
biri de Ulusal İttifak (National Alliance)'dır. Örgüt ilk
olarak 1970 yılında genç bir fizik profesörü olan Dr. William
Pearce tarafından Oregon Üniversitesi'nde "Ulusal Gençlik
Birliği" adı altında kurulmuştu. En büyük özelliği kolej ve
üniversiteleri hedef almasıydı. Üye yaşı ise 30 ve altıyla
sınırlıydı. Ancak daha sonra bu yaş sınırı kaldırıldı ve Ulusal
İttifak adı altında yeni bir örgütlenme yapıldı. Bu örgütün
asıl ana amaçlarından birisi gençlerin ırkçı düşüncelerle
yetiştirilmesine ağırlık vermesidir. Böylece ırk üstünlüğünün
bilincinde olan nesiller yetişmesi sağlanacaktı. Ve diğer
tüm ırkçı gruplar gibi Ulusal İttifak da tüm şartlar altında
beyaz ırkın üstünlüğünü korumayı hedef edinmiş durumda. Dr.
Pierce 1997 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda bu hedefi
şöyle özetlemekteydi:

Dr. William Pearce |
Başarmak için, neye mal olursa olsun, kendimizi siyahlardan
ve diğer beyaz olmayanlardan tamamen ayırmamız ve onlardan
uzak durmamız gerekiyor... Onları avlamalı ve onlardan kurtulmalıyız'.
20
Elbette Ulusal İttifak Örgütü ile diğer faşist örgütlenmeler
arasındaki tek benzerlik bu değildir. Evrim teorisine olan
inanç diğerlerinde olduğu gibi, Ulusal İttifak'ta da ön plandadır.
Örgüt üyeleri, her ne kadar dindar olduklarını idddia etseler
de, yaptıkları açıklamalar, inançlarının din ile taban tabana
zıt olduğunu göstermektedir. Çoğu zaman kendileri de bu gerçeği
ifade etmektedirler:
Kendimizi doğal yasalara göre evrimleşen çevremizdeki
üniter dünya ile entegre olarak görüyoruz. Basit olarak
ifade edecek olursak: sadece bir gerçek vardır ve o da doğadır:
Bizler doğanın bir parçasıyız ve doğanın yasalarına tabiyiz.
Bu yasalar içinde bizler kendi kaderimizi belirleyebiliriz...
Diğer bir deyişle seçme gücüne sahip olduğumuz herşey için
kendi başımıza sorumluyuz: özellikle çevremiz ve ırkımızın
kaderi için. Bu görüş semitik görüş ile tezat içinde
olabilir. 21
Görüldüğü gibi faşist ve ırkçı örgütlerin zaman zaman konuşmalarında
dini öğeler kullanmaları veya kendilerini din ahlakını yaşayan
insanlar gibi göstermeleri sadece bir taktikten ibarettir.
Çeşitli sosyologlar ve akademisyenler de yaptıkları çalışma
ve araştırmalarda bu durumun özellikle altını çizmektedirler.
Bu akademisyenlerden birisi Boston'daki Northeastern Üniversitesi'nde
şiddet ve sosyal çatışmalar kürsüsünün başkanlığını yapan
Jack Lewin'dir. Lewin, örgütün Kitabı Mukaddes'ten alıntılar
yapmasının sebebinin saldırganlıklarına dini bir kılıf uydurmaya
çalışma çabası olduğunu söylemektedir. 22
ŞİDDET VE TERÖR BAĞIMLISI BİR İDEOLOJİ: NEO-NAZİZM
Klu
Klux Klan şemsiyesi altında toplanan ırkçı gruplar Amerika'da
ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının temsilciliğini yaparken,
Avrupa'da bu işi neo-Naziler üstlendi. Önceleri İngiltere'de
dazlak hareketi olarak başlayan Avrupa ırkçılığı, 1990'larda
bir Nazi hareketine dönüştü. Kendilerini neo-Naziler olarak
adlandıran bu grupların ana özelliği, tıpkı Klu Klux Klan
gibi beyaz ırkın üstünlüğünü savunmaları ve yabancılara ve
fakir mahallelerde yaşayanlara karşı saldırılar düzenlemeleriydi.
Son 10 yıldır neo-Nazi hareketi giderek güçlenmekte ve etki
alanını genişletmektedir. Bu örgütler bugün 6 kıtada ve 33
ülkede aktif durumdadırlar. Üyelerinin sayısı ise 70 bini
bulmaktadır. Neo-Naziler her ülkede kendilerine farklı hedefler
belirlemişlerdir. Yapılan bir araştırmada belirtildiğine göre,
Almanya'da Türkler; Macaristan'da, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti'nde
Çingeneler; İngiltere'de Asyalılar; Fransa'da Kuzey Afrikalılar;
Brezilya'da Kuzey Doğulular neo-Nazilerin hedefleri arasındadır.
Şiddet, kin, nefret, yıldırma, korkutma, tehdit, yakıp yıkma,
zarar verme neo-Nazilerin başlıca özellikleri arasındadır.
Resmi Alman istatistiklerine göre 1999 yılında sadece Almanya'da
ırkçılık ve yabancı düşmanlığından kaynaklanan 10.037 olay
tespit edilmiştir. 2000 yılında açıklanan ırkçılık olayları
da on binin üzerindedir. İngiltere'de ise sadece Nisan ile
Eylül ayları arasında tespit edilen ırkçılık kaynaklı suçların
sayısı 10.982'dir. Bu suçların yarısının korkutma, göz dağı
verme ve yıldırma şeklinde olduğu belirtilmiştir. Öldürme,
yaralama, ev ve işyerlerine saldırı gibi eylemler ise bu suç
listesinin diğer yarısını oluşturmaktadır.
90'larda gelişen neo-Nazi hareketinin fikir babaları arasında
Louis Beam ve William Pierce isimli Amerikalı radikal sağ
görüşü savunan ideologların ayrı bir yeri vardır. Bu ideologların
ortaya koyduğu, 'lidersiz direniş' ve 'beyaz devrim' kavramları
bugün tüm neo-Nazi hareketine hakim olmuş durumdadır. Günümüzde
çeşitli ülkelerde yaşanan bombalama, kundaklama ve işyerlerini
tahrip etme gibi bireysel terör hareketlerinin temelinde de
'lidersiz direniş' kavramı yer almaktadır. Bu kavram doğrultusunda
neo-Naziler eylemlerini, ya bireysel olarak gerçekleştirmekte
ya da küçük çeteler halinde hareket etmektedirler.
Dr. William Pierce tarafından kaleme alınan Hunter (Avcı)
ve The Turner Diaries (Turner Günlükleri) adlı kitaplar
neo-Nazi terörizminin ana kaynakları olarak kabul edilmektedir.
Fransız Nasyonel Sosyalist Hareketi'nin bu kitapları temel
alarak hazırladığı, A Practical Guide to Aryan Revolution
(Aryan Devrimi'nin Rehberi) adlı broşürde ise bir neo-Nazinin
ihtiyacı olan her türlü bilgi yer almaktadır. Gizli Aksiyon
Metodları, Kaçma ve Saklanma, Suikast, Bombalama, Sabotaj,
Irk Savaşı, Devrimsel Sürecin Oluşturulması, Aryan Özgürlük
Hareketi Askerlerinin Davranışları gibi alt başlıklardan
oluşan bu broşür, tam anlamı ile bir teröristin el kitabıdır.
23
Bu grupların içinde aktif olarak yer almasalar bile, faşizmi
savunan ve bu kitaplardan etkilenen pek çok insan vardır.
Örneğin The Turner Diaries'de bir yeraltı örgütünün bir devlet
karşısında nasıl örgütlendiği ve ne gibi faaliyetlerde bulunduğu
anlatılmaktadır. 1998 yılında Teksas'da bir zenciyi kamyonetinin
arkasına bağlayıp sürükleyerek öldüren James Byrd isimli kişinin,
savunmasında The Turner Diaries'i hayata geçirdiğini
söylemesi bu etkinin boyutlarını göstermektedir.
1993 yılında Oklahama'da Timothy McVeigh tarafından
gerçekleştirilen bombalama eylemi sonrasında ise dikkatler
bu kez neo-Nazi William Pierce'in diğer kitabı Hunter'a
çevrildi. Çünkü Pierce, Hunter adlı kitabında tek başına
hareket eden bir bombacıyı anlatıyordu. Kitabın kahramanı
herhangi bir grubun veya örgütün desteği olmadan, tıpkı
Timothy McVeigh gibi, kendi isteği ile bilinçli olarak bir
saldırı gerçekleştirmekteydi. 24
| 
Ulusal İttifak
Örgütü'nün liderlerinden William Pierce'ın, Andrew
MacDonald takma ismi ile yayınladığı 'Turner'ın Günlüğü'
ve 'Avcı' adlı romanları ırkçıların önemli başvuru
kaynaklarındandır. Turner'ın Günlüğü kitabında ırkçı
bir kişinin FBI merkezini bombalayışının hikayesi
anlatılır. Avcı isimli romanın kahramanı ise Yahudileri
ve diğer azınlıkları katleden bir kişidir. |
Oklahoma Bombacısı da Neo-Nazi İdi
Amerikan halkının 11 Eylül 2001 tarihli saldırıdan önce,
şahit olduğu en büyük terörist saldırı, Timothy McVeigh tarafından
Oklahoma'daki Federal Bina'ya yapılan bombalı saldırıdır.
Bu saldırı sonucunda çocukların da dahil olduğu 168 kişi hayatını
kaybetmiştir. Olayı ilginç kılan ise Timothy McVeigh'in hem
bir sapkın tarikat sempatizanı hem de bir neo-Nazi olmasıdır.
| 
Timothy McVeigh'in düzenlediği
saldırı ünlü Time dergisine de kapak oldu. Yanda ve
sonraki sayfada ise patlama sonrasında çekilmiş olan
fotoğraflar görülmektedir.
|
McVeigh bu katliamı, 1993 yılında çiftliklerinde yanarak
hayatlarını kaybeden David Koresh ve takipçilerinin intikamını
almak için gerçekleştirdiğini söylemiştir. McVeigh'e göre
Koresh ve tarikat üyeleri kendilerini yakmamışlar, Amerikan
Devleti tarafından yakılmışlardır. Bu nedenle olayın intikamını
Amerikan Devleti'nden almaya karar vermiş ve Federal Bina'yı
bombalayarak devlet adına çalışanları öldürmeyi planlamıştır.
David Koresh tarikatının intihar olayından tam iki yıl sonra,
olayın yıl dönümünde, patlayıcı dolu kamyonetini binanın önüne
bırakıp soğukkanlılık ile olayların gelişimini izlemiştir.
Saldırı sırasında başka bir neo-Nazi olan Terry Nichols isimli
arkadaşı da McVeigh'e yardım etmiştir. Terry Nichols ile birlikte
olayın öncesinde McVeigh'e destek olan, patlayıcıları bulmasında
yardım eden ve McVeigh'in böyle bir saldırıda bulunacağını
bilenlerin en önemli ortak özelliği ise neo-Nazi olmalarıdır.
McVeigh, idam edilmesinden kısa bir süre önce The Buffalo
News gazetesine gönderdiği mektupta, yaptıklarından dolayı
pişman olmadığını, devlete karşı verdiği mücadelede bombalama
eyleminin 'en mantıklı taktik' olduğunu söylemişti. Tamamen
hasta bir zihniyetin ürünü olan bu saldırı, bir kez daha bizlere
yukarıda üzerinde durduğumuz akımların insanlar üzerinde nasıl
büyük tahribatlara neden olduklarını ve toplumlara nasıl büyük
belalar getirdiğini göstermesi açısından ibret vericidir.
25
Buraya kadar çeşitli örnekleri ile ele aldığımız gibi, Deccal
sisteminde insanlar arasında ırklarına, dillerine ve cinsiyetlerine
göre ayırım yapılması ve diğer ırkların vahşi yöntemlerle
katledilmeleri makul karşılanmaktadır. Üstelik bu ayırımcılık
toplumlar arasında çatışmalara ve savaşlara neden olan bir
tür histeriye dönüştürülmektedir. İnsanlar sadece dilleri,
dinleri ve ırkları farklı olduğu için saldırılara uğramakta
ve çeşitli tacizlere maruz kalmaktadırlar. Bunun nedenlerinden
birisi, Kuran'da da belirtildiği gibi, şeytanın insanlara
'öfkeli soy koruyuculuğunu' süslü ve güzel göstermesidir.
Günümüzde terör eylemlerini teşvik eden ya da bizzat gerçekleştiren
grupların büyük bir kesimi de bu kışkırtmalara kapılarak faaliyetlerini
ırkçılık söylemlerine dayandırırlar. Bu ırkçı kışkırtmanın
İslam'a ne denli aykırı olduğu, aşağıdaki Kuran ayetinde açıkça
bildirilmektedir:
Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde,
'öfkeli soy koruyuculuğu'nu (hamiyeti), cahiliyenin 'öfkeli
soy koruyuculuğunu' kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah;
elçisinin ve mü'minlerin üzerine '(kalbi teskin eden) güven
ve yatışma duygusunu' indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde
'kararlılıkla ayakta tuttu." Zaten onlar da, buna layık ve
ehil idiler. Allah, herşeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi,
26)
İnsanlar birbirlerine düşman olmaları için değil, birbirleriyle
tanışıp dost olmak, iyi ilişkiler kurmak için farklı halklar
olarak yaratılmışlardır. Ve Allah, Deccal'in terör ortamı
oluşturabilmek için insanlar arasında teşvik ettiği 'üstün
ırk' ideolojisinin yanlışlığını Kuran'da açıklamıştır. Toplumlara,
halklara ya da insanlara üstünlük sağlayan, ancak bu insanların
güzel ahlaklarıdır. Kişilerin hangi ırktan oldukları, hangi
dili konuştukları ya da derilerinin ne renk olduğunun hiçbir
önemi yoktur. Bu değerlere göre üstünlük sağlamaya çalışmak
ve diğer toplumlara düşmanlık beslemek, Deccal'in ideolojisinin
birer ürünüdür. Allah, insanların arasındaki soy farklılıklarının
bir "tanışma", yani dostluk ve kültürel alış-veriş vesilesi
olduğunu ve üstünlüğün de sadece takvaya, yani iman ve ahlaka
göre belirlendiğini şöyle haber verir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek
ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi
halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin
en üstün olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride
olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat
Suresi, 13)
ŞEYTANIN TERÖRÜ: SATANİZM
Satanizm, şiddeti ve vahşeti dini bir ritüel haline getiren
sapkın bir ideolojidir. Kendilerine şeytanı ilah edindiklerini
söyleyen satanistler, insanlık dışı eylemleri ve kanlı cinayetleri
adeta bir ibadet düşüncesiyle yerine getirirler.
Çoğu kimse satanizm denildiğinde bunun sadece psikolojik
yönden gençler arasında yaygın olan, mistik bir tür akım olduğunu
düşünebilir. Ya da izlediği filmlerin etkisi ile satanistlerin
sadece garip ritüellere sahip, akli dengesi yerinde olmayan
insanlar olduğunu sanabilir. Satanistlerin vahşet temelli,
ürkütücü ritüellere sahip oldukları doğrudur. Ancak pek çok
insanın göz ardı ettiği nokta, satanizmin, geçmişi 1800'lere
uzanan materyalist, şiddet yanlısı ve ateist bir ideoloji
olduğudur. Üstelik bu ideolojinin dünya çapında çok sayıda
takipçisi vardır.

"Bir Satanist'in Gizli Yaşamı" adlı
bu kitap Anton LaVey'in biyografisidir. |
Satanizmin temel özelliği her türlü dini değeri reddetmesi
ve şeytanı kendisine ilah edindiğini söyleyerek, cehennemi
bir nevi kurtuluş olarak görmesidir. Satanizme göre insan
hiçbir şeye karşı sorumlu değildir, tek sorumluluğu nefsinin
kendisine emrettiklerini yerine getirmesidir. Bu durumda eğer
nefsi insana öfkelenmeyi, kin tutmayı, intikam almayı, yalan
söylemeyi, hırsızlık yapmayı, zarar vermeyi, öldürmeyi emrediyorsa
bunun yapılmasında bir sakınca yoktur. Satanizmin bunu savunurken
öne sürdüğü temel mantık ise, kötülüğün engellenmesinin bir
tür samimiyetsizlik olduğu iddiasıdır. Yani bu sapkın inanca
göre, nefsi insana karşısındaki kişiyi öldürmesini söylüyorsa
ve eğer insan bunu yerine getirmemişse dürüst davranmamış
olur.
Tüm insanların takdir ettiği, güzel ahlak özelliği olarak
gördüğü sevgi, hoşgörü, sabır, affedicilik gibi erdemler
ise satanistlerin nefret ettikleri özelliklerdir. Bu sapkın
ideolojiye göre asil olan, kin, öfke, intikam gibi duygular
ve kötülükte sınır tanımaz olmaktır. Satanizmin temel öğreti
kitabı olarak kabul edilen Satanic Bible'ın (Şeytani İncil)
beşinci maddesinde -İncil'de yer alan "bir yanağına tokat
atana diğerini çevir" prensibine atıfla- "Şeytan diğer yanağını
çevirmek yerine, intikam almayı temsil eder" denilmektedir.
Yine aynı kitabın bir başka maddesinde, "Düşmanlarınızdan
tüm kalbinizle nefret edin ve eğer bir adam sizin yanağınıza
vurursa, sizde onun öbür yanağına vurun" talimatı yer
almaktadır. 26
Bu mantıkla hiçbir kötülüğün engellenemeyeceği açıktır. Böyle
bir ortamda büyük bir kaos ve karmaşa oluşur. İnsanların vicdanlarını
kullanmadıkları, dolayısı ile iyiyi kötüden ayırt edip güzel
olanda irade göstermedikleri ve muhakemelerini kullanmadan
hareket ettikleri bir toplumda düzenden, huzurdan, barıştan,
güvenlikten, affedicilikten, hoşgörüden söz etmek mümkün değildir.
Bu düzen içerisinde karşısındakine kızan bir insan, öfkesini
yenip itidalli davranmak yerine intikam almaya kalkışacaktır.
Ya da ihtiyaç ve fakirlik içinde olan bir insan bu duruma
sabredip, meşru bir şekilde ihtiyaçlarını gidermeye çalışacağına
hırsızlık, yolsuzluk gibi yollara başvuracaktır. Zaten satanizm
de bunu teşvik etmektedir.
Satanizmin ortaya koyduğu toplum yapısı kanunsuz ve kural
tanımazdır. Amaç nefsin tüm bencil duygularının ve kötülüklerinin
özgürce yaşanmasıdır. Modern satanizmin kurucusu olarak kabul
edilen Anton LaVey Satanic Bible (Şeytan İncili) adlı kitabında
satanizmin temel prensiplerini aktarırken, takipçilerine kötülüğü
diledikleri gibi yaşamaları ve yaymaları için telkinde bulunmaktadır.
Hatta kendisi ile yapılan bir röportajda LaVey, "Kanunların
kesin olarak çiğnenmek için yapıldığını hissediyorum... Sokakta
birini soymakta hiçbir yanlışlık görmüyorum" demektedir.
27

Anton LaVey tarafından kaleme alınmış
olan "Şeytan Konuşuyor" ve "Şeytan'ın Günlüğü" başlıklı
bu kitaplar satanistlerin sapkın fikirlerini anlatan kitaplardır.
|
Satanizmin kural tanımazlığı elbette bununla sınırlı değildir.
Kişi sadece kendisine ve yakın çevresine zarar vermekle kalmaz,
düşmanlığı ve öfkesi tüm insanlığa yöneliktir. Üstelik bu
kural tanımazlık, şiddeti hayatın ayrılmaz bir parçası olarak
görmektedir. Satanizme göre şiddet tabiatın kendisinde vardır
ve kaçınılmazdır. Bu sapkın inanışa göre tabiatta olan şiddetin
insanlar arasında yaşanmasının da bir sakıncası yoktur. İnsanın,
şiddeti engellemeye veya bastırmaya çalışması doğasına aykırıdır,
insan bir gün bir yerde mutlaka şiddete başvuracaktır, o zaman
bunun önüne geçmeye çalışmanın bir mantığı yoktur.
Görüldüğü gibi satanizm son derece sapkın inanışlara sahiptir.
Ve bu inanışlar insanları saldırgan olmaya, cinayet işlemeye
ve hatta katliamlar yapmaya yöneltmektedir. Özellikle Amerika'da
akademisyenler ulusal terörün temelinin satanizm olduğu ve
satanizmle ciddi mücadele yöntemleri geliştirilmesi gerektiği
tespitinde bulunmuşlardır. Bu akademisyenlerden birisi de
Denver Üniversitesi'nden profesör Carl Roschke'dir. Roschke
konunun önemini, "Satanik ideolojinin, ulusal terörün temeli
olduğu konusunda ciddi çalışmalar yürütmekteyiz", sözleri
ile dile getirmektedir.28
Satanizme karşı verilecek mücadelenin en önemli adımının,
satanistlerin "sadece işsiz güçsüz takımı" oldukları yanılgısından
vazgeçilmesi olduğunu söyleyen Roschke, satanistlerin işledikleri
suçlar incelediğinde bu ideolojinin ne kadar büyük bir bela
olduğunun daha iyi anlaşılacağını aktarmaktadır. 29
Kuşkusuz böyle bir akıma karşı yapılacak en önemli mücadele,
fikri alanda olacaktır. Bunun için de satanizmin hangi ideolojileri
kendisine dayanak noktası edindiğini anlamak gerekir.
Satanizmin İdeolojik Kökeni Darwinizm'dir
Satanistlerin kitaplarında, dergilerinde, yayınladıkları
broşürlerde ve internet sitelerinde kendilerini tanıtırlarken
en çok dikkat çeken noktalardan birisi, 'insanları bir tür
gelişmiş hayvan olarak' gördükleri, 'hayatın asıl anlamının
mücadele olduğunu' söyledikleri, 'ancak güçlü olanın ayakta
kalabileceğini' savundukları cümlelerdir. Bu durum satanistlerin
görüşlerinin ideolojik temelinin Darwinizm olduğuna dair önemli
bir delildir. Nitekim pek çok satanist de bunu açıkça dile
getirmekten çekinmez. "A Description of Satanism" (Satanizmin
Bir Tarifi) adlı bir yazıda, satanist yazar ideolojisini şöyle
açıklamaktadır:
...Öncelikle tüm insanlar sosyalleşmiş hayvanlardır...
Tüm insanlar ve hayvanlar ortak bir biyolojik geçmişe sahiptir.
Satanizm insanların gelişmiş bir hayvandan başka bir
şey olmadığını savunur. Bizim diğerlerine bir üstünlüğümüz
yoktur, biz sadece evrimleşme ve ayakta kalma şansına sahip
olabilmiş kişileriz.. 30

Sağda Anton LaVey ve solda Satanic
Bible (Şeytan İncili) adlı kitabı |
"Şeytan Kilisesi" yayınları arasında yer alan bir başka satanist
kaynak ise, insanların gelişmiş birer hayvan oldukları düşüncesine
inandıklarını şu sözlerle dile getirmektedir:
Satanizm insanı bir tür hayvan olarak gördüğüne göre -geçmiş
kültürlerde bu gerçeğin farkına varmış ve toplumları içerisinde
bunu dile getirmiş olanlar vardır- bu sanatsal ve felsefi
ifadeleri bulup ortaya çıkaracağız ve bunları bugünkü uyanışımızın
kökeni olarak göreceğiz.31
Görüldüğü gibi satanizm, Darwin'in insanların hayvanlardan
evrimleştiğini öne süren teorisini ideolojik 'uyanışın' kökeni
olarak görmektedir. Anton LaVey ile yapılan ve MF Magazine
isimli müzik dergisinde yayınlanan bir röportajın girişinde
ise Darwinizm ile satanizm arasındaki ilişki şöyle tanımlanmaktadır:
Anton LaVey, 1960'ların sonunda hippilikten ve Hıristiyanlığın
monoton ahlaki değerlerinden sıkılan bireyler için, sosyal
Darwinizm ideolojisini ve pozitif düşünceyi anlaşılabilir
bir forma sokarak yeni bir yol oluşturmuştu. 32
Satanist kilisenin papazlarından Magister Peter H. Gilmore
ise, bu sapkın dini şöyle tarif etmektedir:
... Şimdi bunun yerine modern satanizmin ne olduğuna bir
bakalım: Kabiliyeti olanların ahmak olanların üzerinde tekrar
hakim olacağı, adaletsizliğin yerini adaletin alacağı, iki
bin yıldır tüm insanların eşit olduğu safsatasını öne sürenlerin
tamamen reddedildiği acımasız bir din elitizmi ve sosyal
Darwinist anlayış. 33
Elbette yukarıdaki satırlarda yer alan adalet anlayışı, bizim
anladığımız anlamda, hak ve eşitlik prensibi üzerine inşa
edilmiş bir adalet değildir. Bu adalet satanist bir adalet
anlayışıdır ve takip eden satırlardan da anlaşılacağı üzere
kendilerini diğerlerinden üstün gören insanlara her türlü
yetki ve hakkı vermeyi öngören bir adalettir.
Satanizmin sadece Batı toplumlarını üstün gören sosyal Darwinist
anlayışı, başta faşizm olmak üzere pek çok ırkçı ve şovenist
akımla paralellik göstermesine ve hatta çoğu zaman bu akımlarla
işbirliği içinde hareket etmesine neden olmuştur. Hitler'in
Nasyonel Sosyalistleri, Mussolini'nin Kara Gömleklileri arasında
satanizme inanan pek çok kişiye rastlamak mümkündür. Bu işbirliği
Anton LaVey tarafından şöyle dile getirilmektedir:

Öjeni teorisinin en önemli uygulamalarından
birisi insanların kafatası ölçümlerinin hesaplanması idi.
Bu bilim dışı iddiaya göre kafatası ölçümü daha küçük
olanlar geri kalmışlardı ve elimine edilmeye mahkumlardı.
|
Bu kutsal olmayan bir ittifak. Bu görüşü savunan çok farklı
insanlar geçmişte bizimle anlaşma yaptılar. Hikayeleri,
ışıkları ve koreografileri ile milyonlarca insanı yönlendiren
Alman Nasyonel Sosyalist partisinin anti-Hıristiyan gücü
satanistlere samimi olarak bağlıydı. 34
Bu akımlarla satanizm arasındaki en önemli ortak payda ise
Darwinizm'dir. Tüm bu sapkın ideolojilerin temelinde yer alan
sosyal Darwinizm'i, satanistler şu sözlerle savunmaktadırlar:
Güçlü olanın ayakta kalması prensibi, bireyin hayatta kalıp
kalamamasından, kendi başlarına ayakta duramayan milletlerin
elenmesine kadar toplumun her seviyesine uygulanabilir...
Zayıflar sosyal Darwinizm'in neticelerini yaşamaya başladıkça
dünya nüfusunda sistemli bir azalma olacaktır. Çünkü doğa
her zaman çocuklarını bir yandan güçlendirir bir yandan
temizler. Biz gerçeklerden bahsediyoruz ve bunu varlığın
yapısına zıt olan bir ütopyaya dönüştürmeye çalışmıyoruz.35
Satanistlerin sosyal Darwinizm'e olan bağlılıklarının bir
diğer ifadesi, faşizmin bir ürünü olan öjeni teorisini büyük
bir hararetle savunmalarıdır. Sakat ve hasta insanların toplumdan
temizlenmesi ve sağlıklı bireylerin eşleştirilerek çoğaltılmasını
öngören öjeni teorisi, özellikle Nazi Almanyası'nda uygulama
alanı bulmuştur. Öjeni teorisine göre, nasıl sağlıklı hayvanlar
birbirleriyle çiftleştirilerek iyi hayvan cinsleri oluşturuluyorsa,
bir insan ırkı da ıslah edilebilir. İnsan ırkının ıslah edilmesine
engel olan unsurlar ise (sakatlar, hastalar, akıl hastaları
vs gibi) toplumdan ayıklanmalıdır. Nazi Almanyası'nda bu mantık
uyarınca onbinlerce kalıtsal hasta ve akıl hastası insan acımasızca
öldürülmüştür.
İşte satanizm de aynı korkunç cinayetleri savunmaktadır.
Satanistlerin öjeniye bakış açıları kendi kaynaklarında şu
şekilde yer almaktadır:
Satanistler ayrıca öjeni teorisinin pratiğe geçirilerek
doğa kanunlarının geliştirilmesi için yollar ararlar...
Bu, üreme kabiliyeti olan insanların desteklenerek, gen
havuzunu insanlığın daha hızlı ilerlemesini sağlayacak şekilde
geliştirme çabasıdır. Bu dünya çapında genel olarak uygulanan
bir yöntemdir... Genetik kodlar çözülünceye ve soyumuzu
devam ettirecek olanları seçme imkanımız oluncaya kadar
satanistler en iyilerin en iyilerle birleşmesini savunurlar.
36
Satanizmin Sapkın Ayinleri
| 

Satanistlerin propaganda için en çok kullandıkları alanlardan
birisi de internettir. Sapıklığın ve vahşetin telkininin
yapıldığı bu sitelerde gençler karanlık bir dünyanın
içine çekilmekte, gençler şeytanın emirlerine itaat
etmeye ve adam öldürmek, işkence yapmak, kan içmek gibi
vahşetlerin hakim olduğu ayinlere katılmaya yönlendirilmektedir.
|
Satanizm denildiğinde pek çok kişinin aklına, bu kişiler
tarafından düzenlenen kara büyü ayinleri ve bu ayinlerde yaşanan
korkunç vahşetler gelir. Ancak insanların bir kısmı bunların
sadece korku filmlerinde var olduğunu, gerçek hayatta bu tarz
olayların yaşanmadığını zanneder. Oysa filmlerde görmeye alışkın
olduğumuz türden sapkın sahneler, satanist ayinlerin ve törenlerinin
ayrılmaz birer parçasıdırlar.
Bu ayinlerin ana amacı şeytanla bağlantıya geçmek ve onun
sözde öğütlerini öğrenebilmektir. Bunun için özel ortamlar
hazırlanır. Satanizmde bu şeytani ritüellerin ne kadar büyük
bir yer kapladığını görmek için, satanistler tarafından hazırlanmış
kitaplara ve internet sitelerine kısaca bir göz atmak yeterli
olacaktır. Bu tür yayınların ortak özelliği karanlık ve kanlı
öğelere bolca yer vermeleri ve şeytani ayinlerin önemi üzerinde
ısrarla durmalarıdır. 18 yaşından küçük satanistlere çeşitli
öğütler verilen ünlü satanist internet sitelerinden birisinde,
söz konusu ayinlerin satanizmin temel taşlarından birisi olduğu
üzerinde durulmakta ve toplu olarak ayin yapamayan gençlerin
tek başlarına iken bile mutlaka bir tür ayin yapmaları gerektiği
anlatılmaktadır. Gençlerin yapmaları gereken ayinin detayları
ise şu şekilde belirtilmiştir:
Karanlık güçlerin seninle bağlantıya geçtiklerini düşündüğün
anda korkma ve paniğe kapılma... Karanlık güçlere onların
hak ettikleri saygı ve dekor ile yaklaş, ayinler bunun içindir;
onlarla bir ilişki kurabilmek için... Etkili bir ayin yapabilmek
için LaVey'in kitabında belirtilen tüm malzemeleri bulman
şart değil. Belki kılıçlar, ayin kadehleri, siyah ipler,
gong gibi malzemeleri alacak paran olmayabilir veya bunları
temin edebileceğin bir mağaza bulamayabilirsin. Ama yine
de ayin yapabilirsin... (Siyah) mumu yak ve önüne otur...
Mumun ışığına bakarak, "Hazırım Karanlıkların Efendisi,
gücünü içimde hissediyorum ve hayatımı şereflendirmeni istiyorum.
Ben şeytanın taraftarlarından biriyim. Yaşasın Şeytan",
diye ona seslen... Bu şeytanı hayatına sokmanın basit bir
yoludur. 37
| 

|
Şeytanı kendine rehber edinen bir toplulukta her türlü sapkınlık,
ahlaksızlık ve vahşet olağan karşılanır. Satanistler için
bunlar şeytanın kendilerine ilhamı ve mutlaka yerine getirilmesi
gereken emirleridir. Bu emirlere itaat eden satanistler; cinsel
sapkınlıklar göstermekte, hayvanlara ve insanlara işkence
yapmakta, hatta öldürdükleri canlının veya insanın kanını
içmek gibi akıl almaz iğrençlikler sergileyebilmektedirler.
Dünyanın pek çok ülkesinde satanist olduğunu söyleyen gençler
uyuşturucu partileri düzenlemekte, bu partilerde her türlü
ahlaksızlık ve sapkınlık yaşanmakta ve bu tarz partiler çoğu
zaman şeytan için bir arkadaşlarını öldürmeleriyle neticelenmektedir.
Satanistlerin ayinlerinde kan dökmeye özel bir önem vermeleri
ise, şeytanın insanlık üzerindeki planının sembolik bir ifadesidir.
Şeytan, büyük bir nefretle baktığı insan soyuna elinden geldiğince
acı çektirmek istemektedir. Bu nedenle dünyada kan dökülmesini
kendisine bir amaç olarak belirlemiştir. Önceki sayfalarda
sözünü ettiğimiz faşizm, ırkçılık, komünizm gibi Deccaliyet
ideolojileri, şeytanın bu amacına hizmet eder. Bu ve benzeri
din düşmanı ideolojilerin bağlıları tarafından yürütülen tüm
savaşlar, katliamlar, cinayetler ve terör eylemleri, şeytanın
kan dökme dürtüsünü tatmin etmeye yönelik birer "satanist
ayin"dir.
Kendilerini açıkça "satanist" olarak ilan edenler, kan dökmeyi
açık bir ritüel şeklinde uygulamaktadırlar. Yeryüzünde terör
ve anarşiyi körükleyenler ise, aynısını daha üstü kapalı bir
biçimde, ama çok daha kapsamlı bir biçimde gerçekleştirmektedirler.
Kısacası, şeytan ve onun yeryüzündeki sistemi olan Deccaliyet,
aldattığı insanları kullanarak, yeryüzünü kanlı bir arenaya,
adeta bir insan mezbahasına çevirmek için çabalamaktadır.
Satanizm Baştan Yenilgiye Uğramış Bir
İdeolojidir
Satanizmin nasıl bir tehlike olduğunu incelerken, satanistler
tarafından yapılan bir tespitin göz önünde bulundurulması
gerekir. Satanistler kendilerine kaç kişi oldukları sorulduğunda,
sayılarının çok kalabalık olduğunu, çünkü kendileri farkında
olmasalar bile satanizmi yaşayan çok fazla sayıda insan olduğunu
öne sürerler. Aslında bu bir bakıma doğrudur. Çünkü satanistlerin
savunduğu görüşler günümüzde bilinçli veya bilinçsiz olarak
pek çok kişi tarafından paylaşılmaktadır. Çünkü insanın vicdanının
sesini dinlemeyip, güzel ahlaklı bir yaşam sürmemesi, nefsine
ve şeytanın emirlerine uyması demektir. Satanistlerin bugüne
kadar neden oldukları belalar düşünüldüğünde böyle insanlardan
oluşan bir toplumun varacağı sonun ne kadar acı olacağı açıktır.
Satanizmin temeli olan, insanın bir tür hayvan olduğu iddiası
ise tamamen bir safsatadan ibarettir. İnsan kör tesadüfler
sonucu ortaya çıkmış bir varlık değildir. Tüm evrendeki düzenin
ve ihtişamın olduğu gibi insanın da Yaratıcısı, üstün, güçlü,
hakim ve her türlü eksiklikten münezzeh olan Allah'tır. Allah
insanları, düşünüp akledebilen, iyiyi kötüden ayırma anlayışına
sahip, Allah'a karşı sorumluluğu olan varlıklar olarak yaratmıştır.
Her insanın nefsi kendisine kötülüğü emrettiği gibi, vicdanı
da kötülükten sakınmayı ve korunmayı emreder. İnsanın sorumluluğu
ise nefsinin değil vicdanının sesini dinlemek ve Allah'ın
razı olacağı bir ahlak göstermektir. İnsanın göstereceği güzel
ahlak hem kendisinin ve içinde yaşadığı toplumun huzurlu ve
rahat bir yaşam sürmesini, hem de ahirette, Allah'ın izni
ile, en güzel karşılığı almasını sağlayacaktır.
Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek ise, şeytanın
insanlara süsleyip çekici gösterdiği yaşamın büyük bir aldanıştan
ibaret olduğudur. Şeytan insanlara, dünya hayatında çeşitli
vaatlerde bulunabilir, onları doğru yoldan ayırmaya çalışabilir,
ancak unutulmamalıdır ki şeytanın insanları davet ettiği yol,
ona uyan insanların felaketi olacaktır. Çünkü şeytan ve onu
izleyenler daha en baştan yenilgiye uğramış olanlardır. Kuran'da
bu gerçeği bize haber veren ayetlerden bazıları şu şekildedir:
.. Onlar o her türlü hayırla ilişkisi kesilmiş
şeytandan başkasına tapmazlar. Allah, onu lanetlemiştir. O
da (şöyle) dedi: "Andolsun, kullarından 'miktarları tespit
edilmiş bir grubu' (kendime uşak) edineceğim. Onları -ne olursa
olsun- şaşırtıp-saptıracağım, en olmadık kuruntulara düşüreceğim
ve onlara kesin olarak davarların kulaklarını kesmelerini
emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini emredeceğim."
Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse, kuşkusuz
o, apaçık bir hüsrana uğramıştır. (Nisa Suresi, 117-119)
ŞİDDETİN DİĞER YÜZÜ:SAPKIN TARİKATLAR
Önceki bölümlerde başta Amerika olmak üzere dünyanın birçok
ülkesinde sapkın dünya görüşlerine sahip, batıl tarikatlar
olduğundan ve bu grupların çeşitli terör eylemlerinde bulunduklarından
bahsettik. Bu mistik gruplar, kamu düzenini bozan, üyelerini
şiddete teşvik eden, hatta cinayet ve intiharlara sürükleyen
oluşumlardır. Bunlar arasında en ünlüleri ise; toplu olarak
kendilerini yakan David Koresh ve takipçileri; hep birlikte
intihar eden 'Heaven's Gate' tarikatı ve Japonya metrosuna
sarin gazı koyarak yüzlerce insanın zarar görmesine neden
olan 'Aum Shinrikyo' tarikatıdır.
Ancak bunların dışında da özellikle Amerika'da hemen her
gün henüz adı duyulmamış bu tarz grupların saldırılarına ve
bireysel intiharlarına rastlanmaktadır. Toplu olarak intihar
edenlerden bugüne kadar sayıca en fazla olanı ise, 'The People's
Temple' tarikatıdır.
| 
70'lerin sonunda Jim Jones liderliğinde
kurulan The People's Temple tarikatı, en fazla sayıda
insanların toplu olarak intihar ettiği sapkın tarikat
olarak tarihe geçti. Çoçukların da dahil olduğu 900'den
fazla kişi kendini zehirleyerek hayatına son verdi.
|
Jim Jones liderliğinde 1970'li yılların sonunda kurulan
bu tarikat, toplumdan izole edilmiş olarak ormanlık bir
bölgede yaşıyordu. 1978 yılında kongre üyesi Leo Ryan çevreden
gelen yoğun şikayetler üzerine Jonestown adını alan bölgeye
bir araştırma ziyaretinde bulundu. Ryan Jonestown'dan ayrılırken
tarikattan ayrılmak isteyen 18 kişi de ona eşlik etmek isteyince,
şiddet olayları baş gösterdi. Tarikat üyeleri, tarikattan
ayrılmak isteyenlerin üzerine ateş açtılar. Kongre üyesi
Leo Ryan, üç gazeteci, ayrılmak isteyen bir tarikat üyesi
öldü. 11 kişi de ağır yaralandı. Olaydan birkaç saat sonra
liderleri, tarikat üyelerine potasyum siyanür içerek intihar
etmelerini emretti. Zehir önce bebeklere ebeveynleri tarafından
enjekte edildi. Daha sonra çocukların da dahil olduğu 900'den
fazla kişi kendisini zehirledi. 38

Dawid Koresh |
90'lı yıllara gelindiğinde ise toplu ölümleriyle en çok dikkati
çeken grup, David Koresh tarikatı oldu. 28 Şubat 1993'de güvenlik
birimleri inceleme yapmak için tarikatın Texas dışında bulunan
çiftliğine girmek isteyince, tarikat üyeleri güvenlik görevlilerini
kurşun yağmuruna tuttu. Bunun üzerine 51 gün süren kuşatma
başladı. Kuşatmanın 51. gününde güvenlik görevlilerinden bir
kişi çiftliğe girmeye çalışınca, bir anda çiftlikten dumanlar
yükselmeye başladı. Güvenlik görevlileri David Koresh'in çiftliği
ateşe verdiğini ve çiftliğin çeşitli noktalarına kurulmuş
olan bubi tuzaklarının çiftliği bir anda ateş topuna çevirdiğini
açıkladılar. Yaklaşık 90 kişi bu sırada yanarak öldü.
| 
|
1997 yılında San Diego'nun kuzeyinde, ayaklarında spor ayakkabılar,
üzerlerinde siyah tişörtleri ile toplu olarak intihar etmiş
olarak bulunan yaklaşık 40 kişi sapkın tarikatlar konusunu
bir kez daha dünya gündemine getirdi. Yaşları 26 ile 72 arasında
değişen 40 kişi, o dönemde dünyanın yakınından geçmekte olan
Hale-Bopp kuyruklu yıldızının kendilerini evrimin bir üst
safhasına taşıyacağı inancı ile intihar etmişlerdi. Tarikatın
internet sitesinde bu inançları şu şekilde aktarılmaktaydı:
Evrimsel basamakta insanın üzerinde yer alan en yaşlı üyemiz,
Hale-Bopp'un yıllardır beklediğimiz işaret olduğunu bize
bildirdi... Bu dünyadaki 22 yıllık eğitim sürecimiz en sonununda
tamamlanmak üzere, buradan mezun olarak insanın evrimi sürecinde
bir üst basamağa çıkıyoruz. Bu dünyadan ayrılmak için hazırlandığımız
ve Ti'nin takımına katılacağımız için mutluyuz. (Ti, 1985
yılında kanserden ölen, grubun lideri Bonnie Lu Trusdale'i
temsil etmekteydi). 39
Bunlar, kitabı okuyan pek çok kişinin kendinden son derece
uzak gördüğü örnekler olabilir. Ayrıca burada sadece bir iki
örneğin ele alınmış olması da hiç kimseyi aldatmamalıdır.
Dünyanın birçok ülkesinde, pek çok sapkın tarikat ve örgüt,
gençleri etkisi altına almaktadır. Ne var ki bazı insanların
kendilerini bu akımlardan uzak görüyor olması, bunların topluma
ve bireylere verdiği zararı önleyememektedir. Tam tersine
kitabın başından beri önemle üzerinde durduğumuz Deccaliyet
fitnesinin ne kadar yaygın olduğunu ve ne kadar farklı şekillerde
karşımıza çıkabildiğini göstermektedir.
Japon Tarikatın Metro Saldırısı
Söz konusu sapkın tarikatların tek tehlikeli yönü, tarikata
üye olan kişilerin canına ve malına zarar vermeleri değildir.
Bu tip tarikatlar sapkın düşünceleri ve yaşam tarzları ile
kamu düzenini de bozmaktadırlar. Kimi zaman ise doğrudan sivil
halkı hedef alan saldırılar da düzenlemektedirler. Yakın geçmişte
yaşanan bu saldırılardan birisi Japon tarikatı 'Aum Shinrikyo'nun,
Japon metrosuna sarin gazı atmasıdır. Bu saldırı neticesinde
5.500 kişi yaralanmış, 12 kişi de hayatını kaybetmiştir. Tarikat
bu saldırının dışında 1994 yılında, Tokyo yakınlarındaki Matsumoto'da
gerçekleştirilen ve 7 kişinin ölümü 144 kişinin yaralanması
ile sonuçlanan benzer bir gaz saldırısından da sorumlu tutulmuştur.
Bununla birlikte tarikatın suç dosyaları arasında cinayet
ve adam kaçırma da yer almaktadır.
Tarikat lideri Asahara'nın öğretilerine göre, bir insan ancak
cinayet işleyerek ruhunu temizleyebilir. Dünya hakimiyetinin
sağlanması ise ancak talebelerine öğrettiği şiddetin uygulanması
ile mümkündür. Normal insanların soğukkanlılıkla işlenen cinayetler
olarak gördüğü olaylar, tarikat üyelerine göre bir tür güzel
ahlak özelliğidir.
1994 yılında başlayan saldırıların ilk hedefi, tarikat aleyhinde
dava başlatan ve adalet bakanlığı lojmanlarında kalan hakimlerdi.
Bu ilk sarin gazı saldırısı 7 kişinin ölümüne 144 kişinin
yaralanmasına neden oldu. Bu arada Asahara'nın emriyle tarikat
70 ton kapasiteli bir sarin gazı üretim merkezi inşa etmeye
başladı. Bunun yanı sıra Asahara 1.000 adet otomatik silah
ve bir milyon kurşun yapılmasını da emretmişti. Tarikat tarafından
kiralanan Rus bilim adamlarının yardımıyla uranyumun kullanılabileceği
bir tür nükleer silah da üretilmeye çalışılıyordu. Asahara'nın
ilgi alanı içerisinde adam kaçırma ve başta avukatlar ve savcılar
olmak üzere tarikat aleyhinde olanların katledilmesi de vardı.
| 

İnsanın, ruhunu ancak cinayet işleyerek temizleyebileceğini
savunan Aum tarikatı üyeleri, 1994 yılında Japon metrosuna
attıkları sarin gazıyla 12 kişinin ölümüne, binlerce
insanın ise yaralanmasına neden olmuşlardır.
|
Metroya düzenlenen saldırı ise çok daha geniş çapta bir yankı
uyandırdı. Sabah işlerine gitmek üzere metroda bulunan binlerce
masum ve suçsuz insan bu saldırıdan zarar gördü. 12 kişinin
öldüğü, 5000'den fazla kişinin de hastanede tedavi gördüğü
bu saldırı, söz konusu grupların sivil halk için nasıl tehlikeli
bir hal aldığını göstermesi açısından oldukça çarpıcıydı.
Din ahlakının dışında, garip ve sapkın inanışlar geliştiren
gruplar içerisinde, yukarıdaki örneklerde de görüldüğü gibi,
her türlü ahlaksızlık normal karşılanmaktadır. Aralarında
uyuşturucu kullanımından hırsızlığa, adam kaçırmadan işkenceye
kadar her türlü anormalliğin hakim olduğu bu örgütlerin üyeleri,
en son aşamada ise kendi hayatlarına son vermektedirler.
Şunu unutmamak gerekir ki, Allah'a iman etmeyen, güzel ahlakı
tanımayan ve Allah'tan korkup sakınmayan insanların bu tip
vahşet gösterilerinde bulunmaları şaşırtıcı değildir. Çünkü
bu kişiler yaptıklarından dolayı hesap vereceklerine, yaptıkları
herşeyin karşılığını ahirette alacaklarına inanmazlar. Ya
da ölüm sonrası hayat konusunda tamamen çarpık, hayali ve
kendi menfaatlerine uygun bir senaryoya inanırlar. Oysa tek
doğru yol, Allah'ın kullarına gösterdiği hidayet yoludur.
Allah'ın dinini bilen ve yaşayan insan itidallidir, dengelidir.
Üstelik Allah Kuran'da insanlara düşünmelerini ve akletmelerini
emretmiştir. Dolayısıyla iman edenlerin vicdanlarına başvurmadan,
akıllarını kullanmadan bir düşüncenin peşine takılıp gitmeleri
mümkün değildir. Müminler yaşamlarının her anında vicdanlarına
göre hareket eder, akılcı davranırlar. Bu da onları her türlü
ahlaksızlıktan ve sapkınlıktan korur. İman edenler Allah'ın
insanlara bildirdiği dosdoğru yol üzerinde olanlardır. Bu
grup ve tarikatların ise doğru yoldan sapmış oldukları açıkça
ortadadır.
Kuşkusuz burada örneklerine yer verdiğimiz şiddet
ve terör eylemleri, dünya çapında yaşanan terörün sınırlı
örnekleridir. Yıllardır pek çok ülkede çeşitli ideolojik gerekçelerle
pek çok terör örgütü, topluma korku ve dehşet saçmakta, masum
insanları katletmektedir. Bunlar arasında İngiltere için yıllardır
önemli bir sorun halini almış olan IRA, İspanya'nın Bask bölgesinde
faaliyet gösteren ETA, yıllarca yurt dışında görev yapan diplomatlarımızı
hedef alan ASALA, ülkemizin binlerce vatan evladını şehit
vermesine neden olan PKK gibi örgütleri saymak mümkündür.
Her biri farklı ideolojik yapılara sahip olmakla birlikte
burada adını saydığımız veya saymadığımız tüm terörist gruplar
ve şiddet yanlısı insanlar, farkında olarak veya olmayarak,
aslında ortak bir noktada birleşmişlerdir. Bu ortak nokta
dinsizliktir. Hangi ideolojiye, hangi dünya görüşüne sahip
olursa olsun, bir insanı anarşi ve şiddete iten asıl neden,
kendisini bunları yapmaktan alıkoyan bir vicdana ve inanca
sahip olmamasıdır. |