|
İslam Terörün Kaynağı Değil, Çözümüdür
HARUN YAHYA
|
Giriş
Özellikle son 20 yıldır Batı dünyasının gündeminde "İslami
terör" denilen bir kavram bulunmaktadır. 11 Eylül 2001 günü
Amerika Birleşik Devletleri'nin iki büyük kentine karşı düzenlenen
ve binlerce masum insanın ölümüne neden olan terörist saldırılar
ise, bu kavramı bir kez daha dünya gündemine oturtmuştur.
Bir Müslüman olarak bu saldırıları şiddetle lanetliyor ve Amerikan
halkına başsağlığı diliyoruz.
Bu raporda, lanetlediğimiz bu vahşetin kaynağının kesinlikle İslam
olmadığını, İslam'da teröre yer bulunmadığını inceleyeceğiz.

New York'taki masum insanları
hedef alan terör eylemini şiddetle kınıyoruz |
Öncelikle belirtmek gerekir ki, uçakları kaçıran teröristler Müslüman
isimleri taşıyor olsa bile, işledikleri cinayetlere "İslam
terörü" denemez. Eğer Hıristiyan olsalar, "Hıristiyan
terörü" veya Yahudi olsalar "Yahudi terörü" denemeyeceği
gibi. Çünkü ilerleyen sayfalarda da inceleyeceğimiz gibi, din
adına masum insanların öldürülmesi mümkün değildir. Unutmamak
gerekir ki, New York'ta veya Washintgon'da öldürülen insanlar arasında,
Hz. İsa'yı sevenler (Hıristiyanlar), Hz. Musa'yı sevenler (Yahudiler)
ve Müslümanlar da vardır. Bu masum insanları öldürmek, Allah'ın
dilemesi ile cehennem azabı ile sonuçlanacak olan büyük bir günahtır.
Dine inanan, Allah korkusu taşıyan bir insan böyle bir şey yapamaz.
Böyle bir vahşetin failleri, bunu ancak dine saldırmak amacıyla
yapıyor olabilirler. Dini insanların gözünde kötülemek, insanları
dinden soğutmak, dindarlara karşı nefret ve tepki oluşturmak için
yapıyor olabilirler. Dolayısıyla Amerikan vatandaşlarına veya başka
masum insanlara yönelik "din" görünümlü her saldırı, aslında
dine karşı da yapılmış bir saldırıdır.
Din sevgiyi, merhameti, barışı emreder. Terör ise dinin zıttıdır;
acımasızdır, kan dökmek, öldürmek, acı çektirmek ister. Dolayısıyla
bir terör eylemine fail ararken, kaynağı dindarlıkta değil dinsizlikte
aramak gerekir. Olayın kökenini, faşist, komünist, ırkçı, materyalist
düşüncedeki insanlarda aramak gerekir. Tetikçilerin hangi ismi taşıdığı,
kimliklerinde ne yazdığı önemli değildir. Masum insanları göz kırpmadan
öldürüyorsa, dindar değil dinsizdir. Allah'tan korkmayan, tek amacı
kan dökmek ve acı çektirmek olan bir canidir. Bu nedenle, "İslami
terör" kendi içinde çelişkili ve son derece hatalı bir kavramdır.
Çünkü İslam dininde hiç bir şekilde teröre yer yoktur. Aksine, İslam'a
göre "terör" olarak adlandırdığımız eylemler (yani masum
insanlara karşı işlenen cinayetler), büyük bir suçtur ve müslümanlar
bu eylemleri engellemek, yeryüzüne barış, huzur ve adalet getirmekle
sorumludurlar.
Kuran Ahlakı İyilik, Adalet ve Barış Gerektirir
Terörün en genel anlamı, askeri olmayan hedeflere karşı siyasi amaçlı
şiddet kullanımıdır. Bir diğer ifadeyle terörün hedefleri tamamen
suçsuz olan sivil insanlardır. Tek suçları, teröristin gözünde "öteki
taraf" olmaktır.
Bu nedenle terör, suçsuz insanlara karşı şiddet uygulanması anlamına
gelir ve bunun hiç bir ahlaki mazereti yoktur. Bu, Hitler'in veya
Stalin'in cinayetleri gibi, "insanlığa karşı işlenmiş suç"tur.
Kuran Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği bir kitaptır
ve Allah bu kitapta insanlara güzel ahlakı emretmektedir. Bu ahlakın
temelinde ise, sevgi, şefkat, hoşgörü ve merhamet gibi kavramlar
yer alır. Allah tüm insanları, yeryüzünde merhametin, şefkatin,
hoşgörünün ve barışın yaşanabileceği model olarak İslam ahlakına
çağırmaktadır:
Ey iman edenler, hepiniz topluca "barış ve güvenliğe
girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir
düşmandır. (Bakara Suresi, 208)
Kuran ahlakına göre bir Müslüman, Müslüman olsun veya olmasın tüm
diğer insanlara karşı iyi ve adaletli davranmakla, zayıfları ve
masumları korumakla ve "yeryüzünde bozgunculuğu önlemekle"
sorumludur. Bozgunculuk, yeryüzünde insanların güvenlik, barış ve
huzurunu ortadan kaldıran her türlü anarşi ve terör halidir. Bir
ayette buyrulduğu gibi, "Allah, bozgunculuğu sevmez".
(Bakara Suresi, 205)
Bir insanın suçsuz yere öldürülmesi ise, en büyük bozgunculuk örneklerinden
biridir. Allah, daha önce Tevrat'ta Yahudiler için vermiş olduğu
bir hükmü Kuran'da da tekrar şu şekilde açıklamaktadır:
... İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim bir nefsi, bir
başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse,
sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur...
(Maide Suresi, 32)
Görüldüğü gibi tek bir insanı bile, "bir başka nefse ya da
yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın" öldüren bir kişi,
tüm insanları öldürmüş kadar büyük bir suç işlemektedir.
Bu durumda, teröristlerin işledikleri cinayet, katliam ve gündemdeki
tabiriyle "intihar saldırıları"nın ne kadar büyük bir
suç olduğu açıktır. Allah terörizmin bu zalim yüzünün ahiretteki
karşılığını şöyle bildirir:
Yol, ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız
yere 'tecavüz ve haksızlıkta bulunanların' aleyhinedir. İşte bunlara
acıklı bir azab vardır. (Şura Suresi, 42)
Tüm bunlar göstermektedir ki, masum insanlara karşı terör eylemi
düzenlemek, İslam'a tamamen aykırı bir eylemdir ve hiç bir müslüman
böyle bir suç işleyemez. Aksine, müslümanlar bu suçları işleyen
insanları durdurmakla, "yeryüzündeki bozgunculuğu" ortadan
kaldırmak ve tüm insanlara huzur ve güven getirmekle sorumludurlar.
Müslümanlık terörle birlikte düşünülemez, aksine terörün engelleyicisi
ve çözümüdür.
Peki o halde son yıllarda sıkça karşımıza çıkan "İslami terör"
kavramı nereden çıkmıştır?
Buraya kadar incelediklerimizin gösterdiği gibi, "İslami"
bir terör olamaz. Nitekim sözkonusu terörü uygulayan kişilerin yapısına
baktığımızda, bu terörün dini değil sosyal bir olgu olduğu açıkça
ortaya çıkmaktadır.
Haçlılar: Kendi Dinlerini Çiğneyen Barbarlar

Haçlı ordusuna ait bir zırh |
Bir dinin veya bir fikir sisteminin gerçek mesajı, kimi zaman onun
sözde taraftarları tarafından tamamen çarpıtılabilir. Hıristiyanlık
tarihinin karanlık bir dönemini oluşturan Haçlılar bunun iyi bir
örneğidir.
Haçlılar, 11. yüzyılın sonunda kutsal toprakları (Filistin civarını)
fethetmek amacıyla Avrupa'dan yola çıkan Avrupalı Hıristiyanlardı.
Sözde dini bir amaçla yola çıkmışlar, ama geçtikleri her yere vahşet
ve korku götürmüşlerdi. Sivilleri toplu katliamlara uğrattılar,
pek çok köy ve kenti yağmaladılar. Müslüman, Yahudi ve Ortodoks
Hıristiyanların İslam idaresi altında huzur içinde yaşamakta olduğu
Kudüs'ü fethettiklerinde ise, az önce belirttiğimiz gibi, büyük
bir katliam gerçekleştirdiler. Tüm Müslüman ve Yahudileri boyunlarını
vurmak suretiyle vahşice öldürdüler. Haçlıların barbarlığı o kadar
taşkındı ki, 4. Haçlı Seferi sırasında, kendi dindaşlarının şehri
olan İstanbul'u yağmaladılar, kiliselerdeki altınları söküp parçalamaktan
bile çekinmediler.

Haçlılar Hıristiyan dininin temel
prensiplerini çiğneyerek büyük bir vahşet uyguladılar. |
Elbette ki tüm bu barbarlık Hıristiyanlığın siyaset doktrinine
aykırıydı. Çünkü Hıristiyanlık, İncil'deki ifadeyle gerçekte bir
"sevgi mesajı"dır. Matta İncili'nde Hz. İsa'nın öğrencilerine
"düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin"
dediği yazılıdır. (Matta, 5/44) Luka İncili'nde ise Hz. İsa'nın
"bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir"
dediği bildirilir. (Luka, 6/29) Yeni Ahit'in hiç bir yerinde şiddeti
meşrulaştıran bir hüküm yoktur, masum insanların katledilmesi ise
tahayyül bile edilemez. "Masumların katliamı" kavramı
İncil'de geçer, ama zalim Yahudi kralı Hirodes'in bebek yaştaki
Hz. İsa'yı yok etme girişimi olarak.
Peki Hıristiyanlık şiddete hiç yer vermeyen bir sevgi dini iken,
Hıristiyan Haçlılar nasıl olmuş da tarihin en büyük vahşetlerini
gerçekleştirmiştir? Bunun en büyük nedeni, Haçlıların cahil insanlardan,
"ayak takımı" denebilecek kimselerden oluşan bir güruh
olmasıdır. Kendi dinleri hakkında hemen hiç bir şey bilmeyen, İncil'i
hayatlarında okumamış, hatta belki görmemiş, Hıristiyanlığın ahlaki
kıstaslarından habersiz olan kitleler, "Allah bunu istiyor"
şeklindeki Haçlı sloganının etkisiyle barbarlığa sürüklenmiştir.
O dönemde kültürel yönden çok daha ileri seviyede olan Doğu Hıristiyanlarının,
örneğin Bizanslıların Haçlılar'dan çok daha insancıl olduklarına
dikkat etmek gerekir. Haçlılar gelmeden önce de, onlar gittikten
sonra da Ortodoks Hıristiyanlar, Müslümanlarla huzur içinde ortak
bir yaşam sürmüşlerdir. BBC televizyonu yorumcusu Terry Johns'a
göre, Haçlıların Ortadoğu'dan çıkmasıyla "medeni yaşam tekrar
başlamış ve üç dinin mensupları yine Kudüs'te birarada yaşama geri
dönmüşlerdir."
Haçlılar örneği genel bir olguyu göstermektedir: Bir fikrin takipçileri
eğer medeniyetten uzak, fikri yönden az gelişmiş, "cahil"
insanlarsa, o zaman şiddete eğilimleri çok yüksek olur. Bu, din
dışı fikir sistemleri için de geçerlidir. Dünyadaki tüm komünist
hareketler şiddet yanlısıdır, ama tüm komünistlerin en vahşi ve
kana susamış olanları, Kamboçya'da ortaya çıkan Kızıl Khmerler olmuştur.
Çünkü onlar komünistlerin en cahilleridir.
Cahil insanlar şiddet yanlısı bir fikri cinnet noktasına götürdükleri
gibi, şiddete karşı bir fikre (veya dine) de, şiddet karıştırabilirler.
İslam dünyasında da bunun örnekleri yaşanmıştır.
Kuran'a Göre Bedevi Karakteri
Peygamberimiz döneminde Arabistan'da iki temel sosyal yapı vardı.
Şehir insanları ve Bedeviler. Arabistan'ın şehirlerinde o dönemin
şartlarına göre oldukça sofistike bir kültür gelişmişti. Ticari
ilişkiler bu kentleri dış dünyaya bağlıyor ve bu, şehir Araplarının
"görgü"lerini artırıyordu. Giyim kültürüne sahiptiler,
edebiyattan ve özellikle de şiirlerden hoşlanıyorlardı. Bedeviler
ise çölde yaşayan göçebe kabilelerdi ve çok geri bir kültüre sahiptiler.
Sanat ve edebiyattan tümüyle habersizdiler. Çölün sert şartları
içinde sert ve kaba bir karakter edinmişlerdi.
İslam, yarımadanın en önemli şehri olan Mekke'nin sakinleri arasında
doğdu ve gelişti. Ama İslam yayıldıkça Arabistan'ın tüm kabileleri
onu aşama aşama kabul ettiler. Bunlar arasında Bedeviler de yer
alıyordu. Ama bedevilerle ilgili bir problem vardı: Entellektüel
ve kültürel altyapıları, İslam'ın derinliğini kavramak için çok
yetersizdi. Bir Kuran ayetinde durumları şöyle açıklanıyordu:
Bedeviler inkâr ve nifak bakımından daha şiddetlidir.
Allah'ın elçisine indirdiği sınırları bilmemeye de onlar daha 'yatkın
ve elverişlidir.' Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe
Suresi, 97)
Bedeviler, yani " inkâr ve nifak bakımından daha şiddetli"
olup sınır tanımamaya müsait olan sosyal gruplar, Peygamberimiz
döneminde İslam dünyasına dahil oldular. Ancak sonraki dönemlerde
İslam dünyası içinde sorun oluşturmaya başladılar. Bedeviler arasında
gelişen "Hariciler" adlı mezhep bunun bir örneğiydi. Sünni
inancının dışına çıktıkları için "hariciler" (isyan edenler)
olarak bilinen bu sapkın mezhebin en temel özelliği, son derece
katı, vahşi ve fanatik olmalarıydı. İslam'ın özü, Kuran ahlakının
meziyetleri konusunda hiç bir kavrayışa sahip olmayan Hariciler,
bir kaç Kuran ayetini gerçek anlamından tamamen çarpıtarak, kendilerinden
olmayan tüm müslümanlara karşı savaş açtılar. Dahası "terör"
eylemleri düzenlediler. Peygamberimizin en yakın sahabelerinden
biri olan ve onun tarafından "ilim şehrinin kapısı" olarak
tarif edilen Hz. Ali, bir harici tarafından düzenlenen bıçaklı suikast
sonucunda şehit edildi.
İslam dünyasında daha sonraki dönemde de "Haşhaşiler"
olarak bilinen bir başka şiddet örgütü daha gelişti; bunlar, basit
sloganlarla ve vaadlerle kolayca kandırılabilen, dinin özü ve derinliği
hakkında hiç bir kavrayışa sahip olmayan, cehaletleri nedeniyle
de büyük bir fanatizm sergileyen militanlardan oluşmuş bir "terör
örgütü"ydü.
Bir başka deyişle, Haçlılar nasıl Hıristiyanlığı gerçek anlamından
tamamen çarpıtarak bir vahşet öğretisi gibi yorumladılarsa, İslam
dünyasında ortaya çıkan bir takım sapkın gruplar da İslam'ı yanlış
yorumlayarak şiddet uyguladılar. Her ikisinin de ortak yönü, Kuran'daki
ifadeyle "bedevi", yani cahil, kültürsüz, kendi içine
kapalı, sert ve kaba tabiatlı insanlar olmalarıydı. Uyguladıkları
vahşet, bu sosyal yapının bir sonucuydu, mensup olduklarını iddia
ettikleri dinin değil.
Terörizmin Asıl Kaynağı: Üçüncü Dünya Fanatizmi
Buraya kadar belirttiğimiz tarihsel örnekler, sözde "İslami
terör" olarak adlandırılan ve son dönemde dünya gündemine oturan
olguyu anlamak açısından oldukça aydınlatıcıdır. Çünkü bugün de
İslam adına ortaya çıkarak terör uygulayanlar veya bunu destekleyenler-ki
bunlar İslam dünyasındaki küçük bir azınlığı temsil etmektedir-İslam'dan
değil "bedevi karakteri"nden yola çıkmaktadırlar. İslam'ın
özünü hiç bir şekilde anlamamakta, bir barış, huzur ve adalet dini
olan İslam'ı, kendi sosyal ve kültürel yapılarından kaynaklanan
barbarlığa alet etmeye çalışmaktadırlar. Bu barbarlığın kaynağı
ise, "Üçüncü Dünya Fanatizmi" olarak adlandırabileceğimiz,
insan sevgisinden nasibini almayan kişilerin akılsızlıklarıdır.
Şu bir gerçektir ki, son bir kaç asırdır İslam dünyası'nın dört
bir yanındaki Müslümanlar Batılı güçler veya onların uzantıları
tarafından zulme uğratılmıştır. Sömürgeci Avrupa devletleri, Batı
tarafından desteklenen yerel sömürgeciler (örneğin İsrail) veya
Batı tarafından desteklenen yerel baskıcı rejimler, müslüman kitlelere
büyük acılar yaşatmıştır. Ama bu, Müslümanların Kuran'a göre anlaması,
yorumlaması ve tepki vermesi gereken bir durumdur. Kuran'da hiç
bir zaman "zulme karşı zulüm" uygulanmasına izin verilmez.
Aksine, Allah ayetlerinde müslümanlara "kötülüğe karşı iyilikle
cevap vermelerini" emreder:
İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir
tarzda (kötülüğü) uzaklaştır; o zaman, (görürsün ki) seninle onun
arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.
(Fussilet Suresi, 34)
Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan zulme karşı elbette
tepki duymaları, bunu uygulayanlara buğz etmeleri meşru bir haktır.
Ama bu hiç bir zaman gözü kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete
neden olmamalıdır. Allah, bu konuda Müslümanları "... bir
topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik
ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın
ve Allah'tan korkup-sakının" diyerek uyarmaktadır. (Maide
Suresi, 2)
Dolayısıyla, "dünyadaki mazlum milletlerin temsilciliği"
iddiasıyla ortaya çıkarak diğer milletlerin suçsuz insanlarına karşı
terör uygulamanın İslam'la hiç bir ilgisi olamaz.
Burada belirtilmesi gereken bir diğer husus, Batılı güçlerin Müslümanlara
karşı yukarıda sözünü ettiğimiz zulüm ve baskılarının, Batı'nın
tümünün değil, bu medeniyete 19. yüzyılda hakim olan materyalist,
din-dışı felsefe ve ideolojilerin suçu olduğudur. Avrupa sömürgeciliği,
Hıristiyan ahlakından doğmamıştır, aksine bu ahlaka karşı çıkan
din-dışı akımdan doğmuş ve en büyük vahşetlerini 19. yüzyıldaki
Sosyal Darwinist ideolojinin desteğiyle gerçekleştirmiştir. Bugün
de Batı dünyasının içinde hala zalim, bozguncu, çatışmacı unsurlar
olduğu gibi, özellikle Hıristiyanlıktan kaynak bulan barışçı, iyiliksever
ve adalet yanlısı bir kültür de vardır. Aslında dünya üzerindeki
temel fikir ayrılığı Batı ve İslam dünyası arasında değil, hem Batı'da
hem de İslam dünyasında dindarlar ile din aleyhtarları (materyalistler,
ateistler, Darwinistler vs.) arasındadır.

1970'li yıllarda komünist ideoloji
adına ortaya çıkan Üçüncü Dünyacı terörizm, günümüzde de dini
kavramları kullanmaya çalışmaktadır. |
Üçüncü Dünya fanatizminin İslam'la hiç bir ilgisi bulunmadığının
diğer bir göstergesi, bu fanatizmin yakın zamana kadar komünist
ideoloji ile özdeşleşmiş oluşudur. Bilindiği gibi günümüzdeki Batı
karşıtı terör eylemlerinin benzerleri 1960'lı ve 70'li yıllarda
da Sovyetler Birliği'nden destek alan komünist örgütler tarafından
gerçekleştirilmiştir. Komünist ideolojinin etkisini yitirmesiyle
birlikte, sözkonusu örgütleri doğuran sosyal yapıların bir kısmı
İslam'ı kullanmaya çalışmaktadır. Eski komünist söylemlerine İslami
bazı kavramlar ve semboller katarak oluşturmak istedikleri bu "din
kisvesine bürünmüş vahşet", gerçekte İslam'ın özünü oluşturan
ahlaki değerlere tamamen aykırıdır.
Bu konuda belirtilmesi gereken son bir husus da, İslam'ın herhangi
bir millete veya coğrafyaya ait olmadığır. İslam, kimilerinin sandığı
gibi "Doğu kültürü" değildir. Allah'ın insanlara yol gösterici
olarak indirdiği son dindir ve tüm insanlığa hitap etmektedir. Müslümanlar,
inandıkları hak dini her kültürden her millete anlatmak, tanıtmak
ve onların kalplerini İslam'a ısındırmakla yükümlüdürler.
Dolayısıyla, İslam adına ortaya çıkarak terör uygulayan, baskıcı
rejimler oluşturan, dünyayı güzelleştirmek yerine çirkinleştiren
kişi ve gruplara karşı tek bir çözüm vardır: Gerçek İslam'ın ortaya
konması, anlatılması, kitleler tarafından anlaşılması ve yaşanması.
Sonuç: Batı Dünyası İçin Öneriler
Bugün Batı dünyası İslam adı altında ortaya çıkarak teröre başvuran
örgütlerden yana endişelidir ve bu endişe yersiz değildir. Terörü
gerçekleştiren ve buna destek olan tüm faillerin uluslararası hukuk
ve adalet ölçülerinde cezalandırılması gerektiği de açıktır. Ama
bundan daha önemli olan, bu sorunun çözümü için hangi uzun vadeli
stratejilerin izlenmesi gerektiğidir.
Buraya kadar yaptığımız değerlendirme, terörün İslam'da hiç bir
yeri bulunmayan bir insanlık suçu olduğunu göstermekte, "İslami
terör" kavramının çarpıklığını ortaya koymaktadır. Bu ise bize
önemli bakış açıları sağlar:
1) Batı dünyası, özellikle ABD, elbette teröre karşı en
caydırıcı tedbirleri alacaktır ve bunda haklıdır. Ama bunun İslam'a
ve Müslümanlar'a karşı bir savaş olmadığını, aksine İslam'ın faydasına
bir önlem olduğunu, çok açık bir şekilde ortaya koymalıdır.
"Medeniyetler Çatışması" ismiyle 90'lı yıllarda ortaya
atılan tehlikeli senaryo, her ne pahasına olursa olsun engellenmelidir.
2) Sevgi, dostluk, barış ve kardeşlik dini olan "Gerçek
İslam"ın gelişmesi ve İslam toplumları tarafından anlaşılması
desteklenmelidir. İslam ülkelerindeki radikal fraksiyonlara
karşı kullanılacak çözüm "zoraki sekülerleştirme" değildir,
aksine böyle bir politika kitleleri daha fazla tepkiye yöneltecektir.
Çözüm, gerçek İslam'ın anlaşılması; insan hakları, demokrasi, özgürlük,
güzel ahlak, bilim, sanat, estetik gibi Kurani kavramları özümsemiş,
insanlığa mutluluk ve yaşama sevinci sunan bir Müslüman modelinin
yaygınlaşmasıdır.
3) Terörün kaynağı cehalet ve bağnazlıktır ve bunun çözümü
de eğitimdir. Teröre sempati duyan çevrelere, bunun İslam'a tamamen
aykırı olduğu, aksine bu şekilde İslam'a, Müslümanlara ve tüm insanlığa
zarar vermiş olacakları anlatılmalı, bu insanlık dışı barbarlıktan
arındırılmaları için eğitilmelidirler. Amerika Birleşik Devletleri'nin
bu yöndeki bir eğitim politikasını desteklemesi çok olumlu sonuçlar
verecektir.
Umulur ki bu gibi önlemler, dünyanın terörizmden ve tüm diğer bağnaz,
katı, vahşi yapılanmalardan kurtulmasına yardımcı olacaktır. Kendini
"Allah'ın inayeti altında bir ulus" olarak tanımlayan
Amerika, temsil ettiği Hıristiyan kültürüyle gerçekte müslümanların
dostudur. Allah Kuran'da bu gerçeğe dikkat çekerek Hıristiyanların
"insanlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın
olanlar" olduğunu haber vermektedir. (Maide Suresi, 82)
Tarihte bir takım cahiller (örneğin Haçlılar) bu gerçeği anlamayarak
iki dinin arasında çatışmalara neden olmuşlardır. Aynı senaryonun
tekrarlanmaması için gerçek Hıristiyanların ve Müslümanların işbirliği
yapması gerekmektedir.
|